büyü hakkında herşey

İsimli konu WH 'Ansiklopedi' kategorisinde, cagoooo üyesi tarafından 23 Kasım 2007 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: büyü hakkında herşey. BÜYÜ TARÎKİNE GENEL BİR BAKIŞ A. TOTEM DİNLERİNDE Büyü, tabiat kuvvetleriyle insanlar arasında bir takım gizli ilişkilerin bulunduğu ve... Vücut Geliştirme Hakkında Herşey Sosyal Fobi Hakkında Herşey ...

  1. BÜYÜ TARÎKİNE GENEL BİR BAKIŞ

    A. TOTEM DİNLERİNDE
    Büyü, tabiat kuvvetleriyle insanlar arasında bir takım gizli ilişkilerin bulunduğu ve tabiattaki bütün varlıkların insanın anlayış gücünü aşan, bilinemeyen gizli kuvvetler tarafından yönetildiği inancından doğdu. Totem dinleri çağındaki din görevlileri ve rahipler kendi*lerinde gizli güçlerle ilişki kurabilme yeteneğinin bulun*duğunu ileri sürdüler. Her olayın bir totemin yönetiminde bulunduğunu ortaya atan, totemlerin kötü etkilerinden kur*tulmak için onların iradesine bağlanmayı gerekli sayan bu görevliler, birtakım otlardan, köklerden, kabuklardan, sı*vılardan ilaç yapma yolunu buldular. Bu konuda en önemli et*kiyi insan hastalıklarını gideren bitkiler, özü bilinmeyen modern suları yapıyordu. Bütün bunlarda gizli güçlen bulun*duğu inancı doğdu, işte sihrin kaynağı bu bitki ve sulardan yapılan ilk ilaçlardır. Zamanla bunların gizliliğine yalnızca rahiplerin akıl erdirdikleri inancı yayıldı. Böylece tapınaklar ilk sihir yapma merkezleri oldu. Totemler,totem*leri temsil ettiğine inanılan kalıntılar (kemik, kabuk, boy*nuzlar, bitkiler) ilk sihir yapma araçları oldu. Zamanla daha belirgin bir nitelik kazanan sihir, tek tanrıcı din*lere de geçti. Din kitapları, kutsal sözler bu konuda kul*lanılan birer araç durumuna geldi. Eski İran, Çin, Hindistan, Mezopotamya, Anadolu, Hışırda, özellikle kendilerinde sihir gizli bir meslek durumuna geldi.

    B. BABİLLERDE
    Büyücülük, insanlık tarihinin en eski medeniyetini kuran Kaldanilerin günlük hayatını bütünüyle etkisi altına almıştır.Babillerde günlük hayat buyuz üzerine kuruluydu. Babil’de yaşayan Kendaniler astronomide çok ileri gittiler. Kainatı ve her türlü olayları yıldızların yönettiğine ve büyücülerin yıldızlara yakın insanlar olduğuna inanılıyordu. Toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet eden bu hastalıkları bertaraf için Cenâb-ı Mevlâ Hz. İbrahim (A.S), gönderdi. Hz. İbrahim onları tevhid yoluna davet et*ti. Fakat riz.İbrahim (A.S), peygamber olarak kabul etmedi*ler. Hz.İbrahim’i ateşe atan da bu Keldanilerin kralları*dır. (Geniş bilgi için bak. Tecrid-i Sarih,VIII,225...228)

    C. ESKİ MISIR'DA
    Sihir ve sihirbazlar tarihinin 2.büyük durağını da Mısırda Firavun'un sihirbazlarıyla Hz. Musa ara*sında cereyan eden olaylar meydana getirir. Bu devirdeki sihirbazların oyunlarını,topluma yerleştirdikleri inançla*rı bertaraf etmek için Cenâb-ı Mevla Hz.Musa'yı gönderdi.

    D. HZ.SÜLEYMAN DÖNEMİNDE
    Kur'ân-ı Kerimde haber veril*diği üzere Hz.Süleyman devrinde şeytan kadar dessas birta*kım sanatkârlar vardı. Bu sanatkarlar (sihirbazlar) birara azıtarak Hz.Süleyman1in tahtını elinden almaya kalkıştılar. Bu sıralar dinsizlik alıp yürüdü. Bu sihirbazlar kulak hırsızlığıyla birtakım bilgiler çalıp, bunlara bir ton yalan ilave ederek toplum içine salıyorlardı ve bütün bu işlerinde büyücü geçinenleri insanların beslendiği birer istasyon ola*rak kullanıyorlardı. Bazı haberleri doğru çıktıkça kahinler bunlara güvenir, bunun yanında da binlerce asılsız şey ya*yıyorlardı. Sonunda kahinler bunları yazdılar. Aralarına birtakım ilmi ve hikemi şeyler de karıştırarak kötü maksat*larla kullandılar. Böylece cinler gaybı biliyor, diye ya*yıldı. Bu şeytanların yalan-dolanları yüzünden fitne çıktı, Hz. Süleyman'ın mülkü bir müddet elinden gitti. Ancak Allah'ın yardımıyla Hz. Süleyman bunlara galip gelerek hepsini emri altına aldı.
    Sonuç olarak, Hışır'dan beri îsrailoğulları arasında sihir ve hokkabazlık mevhül değildi. Fakat bu kez başka bir renk aldı. Bir taraftan Hz.Süleymanın devleti aleyhinde si*yasî ve sosyal entrikalar ortaya atılmak istenmiştir. Bunun için İsrailoğulları, ona bir sihirbaz nazariyle bakmaktaydı. Yahudiler, devletlerini kaybettikten sonra millet arasında gizli yollarla bu çeşit neşriyatları yaymakta devam edegeldiler.

    E. HZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE
    HZ. Peygamber(S.A.V) Tevrat'*tan bahsedince Yahudiler dönüp Rasûlullahla mücadeleye başladılar. Ne yapsalar Cibril(A.S) Rasûlullah'a haber veri*yordu. Bu yüzden Cibril(A.S) a da düşman oldular. Tevrat, da arkalarına atıp sihir ve iftira yoluna saptılar. Halbu*ki Tevrat, sihri yasaklamıştır.Sihirbaz kadın ve erkeklerin öldürülmesini emretmiştir.
    Bu dönemde Yahudiler, "Süleyman, Muhammed'in dediği gibi bir peygamber değildi. Sihirbaz bir hükümdardık) Sihir*lerini mucize gibi gösteriyordu, diye iftira attılar. Sihir küfür olduğu için, Yahudilerin bu sözlerine göre, Hz. Süley*man'ın da hâşâ kafir olması gerekiyordu. Bu yüzden Allah'u (C.C), Hz.Süleyman'in değil, şeytan sihirbazların küfre git*tiğini bildirdi. (Bakara,102)
    Bununla da yetinmeyen Yahudiler Rasûlullah'a sihir yapmaya kalktılar.
    Konunun Yahudilerle ilgili boyutu böyle olmakla be*raber Hz. Paygamber(S.A.V) devri ve öncesinde, hatta bugünde toplumumuzda yaygın olan büyüden bahsedeceğiz.
    l- Cifir İlmî: İslâm öncesi Arabistan'da büyü, Müslümanlıktan önce geçerli birtakım uygulamalarla, Arapların yakın ilişkisi olan halklardan alınmış, aynı çeşitten anla*yışların bir karışımıdır. Bunlar tütsüleme, tılsım, muska, okuyup üfleme, yıldızlara bakarak geleceği söylemek, içine yerleştirilen sayılar yatay veya dikey olarak toplandığında hep aynı sayıyı veren uygulamalardı. Sayıların ve harflerin gizli değerlerinden yararlanılarak geleceği okumak demek olan cifir ilmi hakkında bir sürü kitap yazılmıştır.
    Cifir ilmiyle uğraşanların iddialara göre her devir*de nazil olan mukaddes kitapların orjinalini meydana getiren kelimelerin her birine 8 hizmetli vazifeli kılınmıştır. Bun*ların dördü melek dördü cin cinsindendir.
    Bu kelimelerin, "Cifir İlmi" denilen bir ilmin verdi*ği hesaplara göre çeşitli rakamlarla tekrarlanışı o kelimey*le vazifeli cinni harekete geçirir ve tesirini sevkedildiği kimse üzerinde icra eder.
    İşte büyü denilen hadise, bir kelime veya kelime gru*bunun belli sayıda, bazen de bazı yan çalışmalarla birlikte okunmasıyla meydana gelmektedir.X
    İşte insanlar bir kelime veya kelime grubunu devamlı olarak okuduğu zaman, neşrettiği bu elektromanyetik dalga*ları, adete bir şifre şekline sokmaktadır ki, bununla da o şifreye en yakın yapıdaki cin ile temas kurulmuş olmaktadır. Neticede elektromanyetik dalgalar iyi düzenlenebildiği tak*dirde o cinni istenilen şeyi yapmaya mecbur bırakmaktadır. Eğer cin istenileni yapmazsa, o kişinin kelime grubuna devam etmesiyle elektromanyetik güç. yapısı bazı ışınlardan meyda*na gelen ninnin yanmasına yol açmaktadır. Tıpkı zayıf radyo istasyonunun kuvvetlisi tarafından bozulduğu gibi, Bütün bunların neticesinde büyücü cinse yatına tehdidiyle istedi*ğini yaptırmaktadır.1
    2- Hüddarn îlmi... Cincilik: Genelde ruh çağırma olay*larının ve büyücülüğün temelinde eskilerin hiiddam ilmi, hak*kında cincilik dedikleri mesele yatar.
    Bu mevzu şöyledir:
    Bazı teşbih ve duaların birer hadimi vardır. Eğer ki*şi oturup bu kelime veya duayı adedince okur ve sonrada kar*şısına dikilen cinden o an içerisinde korkmadan bir şey isteyebilirse o şey derhal olur...
    Yahut o cinnin kendi emrine girmesini isterse o cin onun hizmetine girer.
    Eğer bir büyücü hüddam ilminin gereği olan formül*leri yapmaya kalkar da çeşitli sebeplerle başaramazsa onun için felaketler o an başlar, cin insanı emri altına alır. Zaten o duruma gelmek için cin bir sürü gürültüler çıkarır.
    Bu noktaya gelen kişiler bu sahada selahiyetli bir şahsın eline geçerlerse o halden kurtulabilirler. Aksi hal*de deli olurlar.
    Burada şunu da hatırlatalım; Hüddamcılıkla ruh çağır*ma arasında büyük farklar vardır. Ruh çağırma işini yapan*lar cinnin elinde oyuncak, olurlar. Hüddam ilmindeyse formül tam uygulanırsa insan, cinni tam anlamıyla pençesi altına alır.
    23 Kasım 2007
    #1
  2. BÜYÜ KAVRAMI, ÇEŞİTLERÎ VE GÜNÜMÜZDE BÜYÜ

    I- BÜYÜ KAVRAMI
    Sözlük manası sebebi gizli olan ince şey demek olan sihir, terim olarak, tabiatüstü dünya ile bağ kurmaya daya*nan bazı pratik uygulamalara denir. Bu manada sihir, büyü aynı manayı ifade eder. Büyü, İslâm ansiklopedisinde şöyle tarif edilmiştir. "Büyü, tabiatüstü gizli güçlerle ilişki kurularak zararlı, faydalı veya korunma gayeli bazı sonuçlar elde etmek için yapılan işlerdir. Büyünün en temel özelliği kutsallıkla ilişkisinin olmaması ve ahlakî amaç taşımamasıdır.
    Büyü kelimesi Büyük Larousse'de ise şöyle tarif edilmiştir. "Büyü, Doğada gizli güçler bulunduğu, iyiliği çek*mek ya da kötülüğü kovmak için bunlarla ilişki kurulabilece*ği düşüncesine dayanan somut bir amaca yönelik eylem ve inançların tümüdür."
    Sihir kelimesinin Türkçe’si "büyü"dür. Büyü sihirden daha dar kapsamlıdır. Sihir kelimesinin Almanca ve Fransız-cası "Magîe" İngilizce’si ise "Magic, Fiagi"dir.
    Sihirbaz sanatını tahyil, hokkabazlık, illizyon ve hipnoz gibi tekniklerle gerçekleştirirken buyucu ise sana*tını ruhlar , cinler, şeytanlar, canlı veya ölmüş bazı hay*vanlar, cicimler, şekiller, hatta adlar kullanarak icra eder.
    Büyücünün başlıca gayesi bitkileri, hayvanları, in*sanları, tabiat olaylarını ve güçlerini kontrol ederek şu
    veya bu kişilere iyilik ya da kötülük etmek suretiyle bir
    4. menfaat sağlamaktır.
    Son derece izafi bir nitelik taşıyan sihir ve büyü arasında anlam farkları olmakla beraber biz bu çalışmamızda bu kelimeleri aynı maksadı ifade için kullanıp daha çok, zararlı, faydalı veya koruma gayeli bazı sonuçlar elde etmek için yapılan büyüyü bu eserimizde konu edineceğiz.
    II- BÜYÜ ÇEŞİTLERİ
    Büyü konusunda ulemanın konusuna, amacına göre yap*tığı şu tasnif oldukça meşhurdur.
    A- AK BÜYÜ: Ferdin veya toplumun iyiliği için yapılır. Din ve din adamından faydalanılarak kuraklık, yaralanma, mal mülkün zarara uğramasına çare olarak yapılan büyülerdir.
    B- KARA BÜYÜ : Bir kimseye kötülük yapmak gayesiyle ya*pılır. Kişileri birbirinden ayırmak, cinsi kudreti önlemek kara büyünün gayelerindendir.
    C- AKTİF BÜYÜ : Tabiat olaylarını dilediği gibi kullana*bildiğini iddia edenlerin yaptığı büyüdür. Uğursuzluk ve za*rarlardan gibi bu büyüyle korunulur.
    D- PASİF BÜYÜ : Genelde savunma ve korunma gayesiyle ya*pılan bir büyü çeşididir.
    E- TEMAS BÜYÜSÜ : Parça bütün ilişkisi inancıyla, bir kimsenin saçıdan alınan tel,, elbisesinden alınan bez ve ben*zeri ile genelde iyilik için yapılır.
    F- TAKLİT BÜYÜSÜ: Bir şeyin taklidini yapmakla o şeyin esasını etkileme esasına dayanır. Bu büyü çeşidinde dua ve zikir ikinci plandadır.
    Büyü çeşitlerini kesin çizgilerle belirlemek mümkün olmamakla beraber bu konuyla ilgili birçok kaynakta Razi’nin haramdan mubaha doğru 8 kategori şeklinde yaptığı tasnif yer aldığı için bizde çeşitli kaynaklarda geçen bu tasnife yer veriyoruz.
    Gildani Büyü: Semavi kuvvetlerle yeryüzüne ait güç*lerin karışımı yoluyla meydana getirildiği söylenir. Tılsım adı verilen şeylerdir. Gildaniler yıldızlara tapıyorlar ve kainattaki bütün olayları onların yönettiğine inanıyorlardı.
    Evham sahiplerinin ve kuvvetli kişilerin Büyüleri: Bunlar öyle zannederler ki, insanın ruhu, terbiye ve tas*fiye ile kuvvetlenir ve tesir gücü artar. İdraki, gizli kapa*lı şeyleri algılayacak derecede gelişir. İradesi de kendi dışında bir takım olayları etkileyecek derecede güçlenir. O zaman istediği birçok şeyi yapar. İradesiyle bünye ve şe*killeri değiştirebilir. Büyünün en tehlikelisidir.
    Cinlerden yardım görme yoluyla yapılan büyü. : Cincilik dedikleri işte budur.
    Büyünün bu sayılan üç çeşidi en meşhurlarıdır.
    Tahayyulât, Duyguları Aldatma Yoluyla Büyü: Vapurda giderken sahili hareket ediyor görmek gibi. Bu tür büyüyle algılanan nesneler özellikle el çabukluğuyla birbirine karıştırılabiliyor. Hokkabazlar bir şeyi gösteriyorken, çok sü*ratli bir şekilde bir başka şey gösterirse 2. şey baki kalır. Bu da seyircilerin 1. İşle meşgul olmalarından ve 2.amelin süratli icra edilmesinden ileri gelir.
    İbn-i Kesîr diyor ki: Firavun'un sahirlerinin sihri hokkabazlık türündendir. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyu*rur: "Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bip* sihir(meydana)getirdiler" ve büyü*leri sayesinde ipleri ve sopaları gerçekten koşuyor gibi gö*rünüyor".4 Ama gerçekte bu ipler yürümüyordu.
    Sanayi aletleriyle yapılan Büyü: Birtakım sanayi âletleri yardımıyla acayip şeyler sergilenir. Firavun’un sahirleri bundan faydalanmışlardır. Rivayete göre bun*ların ipleri, değnekleri civa ile doldurulmuş, alttan ısı verilince veya güneşin etkisiyle ısınan civa ile ip ve değ*neği yürütmüştür.
    Kimyasal maddelerle yapılan büyü: Birtakım kimyasal maddelerin kimyevi özelliklerinden yararlanılarak yapılan büyü çeşididir.
    Kalbi çelme suretiyle yapılan büyü: Büyücü, türlü övünmelerle, muhatabını korkutarak veya ümit vererek onun. kalbini çeler. Duygu ve düşüncelerine etki ederek telkin al*tına alıp yapacağını yapar. Her türlü dolandırıcılık, sihir*bazlık becerisiyle eş orantılıdır.
    Koğuculuk, fitne gibi el altından yürütülen gizli bir tezvirat olan büyü: Halk bazında en yaygın olan büyü çeşi*didir.
    Bütün bu çeşitleri Hamdi Yazır, l-Yalan, ablanı, teme*le olarak yapılan büyü, 2-Az çok bir gerçeğin su istimal edil*mesiyle ortaya konan büyü diye iki madde de toplar.
    III- GÜNÜMÜZDE BÜYÜ
    A- BÜYÜNÜN YAPILIŞI

    Kaynaklarda gecen büyücülük faaliyetleri bugünde kıs*men yapılmakla beraber bugün yaygın olan yapılış şekli şöyledir:
    Büyü yaptırmak isteyen kimse büyücüden falanca kişiye büyü. yapmasını yahut ondan birini tedavi etmesini ister. Burada büyücü ondan, büyü yapılması istenen kimsenin adını ve annesinin adını sorar. Saç kılı, tırnak, elbise veya resim gibi ona ait bir şeyler ister.
    Fakat büyücü niye annesinin adını sorarda babasının adını sormaz? Çünkü büyücü ve onun yanındaki cinler semavi dinleri inkar edip onlarla alay ederler. Meşru evlenmeyi kabul etmezler. Büyücüye giden herkes onun gözünde veled-i zinadır. Bundan sonra büyücü her iki ismin harflerini sayar. Sonra bakar, bu isim toprağı yakınca muskayı toprağa gömer suya daha yakınsa kuyu gibi bir suyun içine atar..Nitekim Yahudi Leb od b. el-A’ sam Hz. Peygambere büyü yaptığında böyle yapmıştı. Rasûlullah'ın adını hesap ederken Muhammedi ve Ami*ne adlarında, mira ve elif harflerinin tekrarlandığını görür. Çünkü o su.ya daha yakındı. Bu yüzden büyüyü zervan kuyusu*na attı . Sonra büyücü tütsü verir. Veya İslâmın temel esas*larına aykırı hareketler sergiler ki cinlere yaklaşabilsin. Her büyü çeşidi için özel bir tütsü vardır. Büyücü tütsü vermekle küfür ve şirkteki kararlılığını gösterir. Bunda cinle*rin büyüğüne saygı vardır. Bundan sonra o tılsım yazar. Bu*da büyücü tarafından, içinde cin kabilesinin reisine kullu*ğun , onlardan yardım istemenin ve Allah'ın kelamına haka*retin bildirildiği mektup gibidir. Bu noktada Cenâb- ı Allah'*ın sözü dikkate değerdir, "insanlardan bazıları, cinlerden bazılarına sığınırlardı, da onların taşkınlıklarını artı*rırdı.
    Bu durumda cin büyücüye insanlardan uzak, yalnız ya*şaması gibi birtakım şartlar telkin eder. Eğer bu tılsım yanar veya yok olursa büyü yapılanın durumu hafifler. Bu sebeple bazı büyücüler bu tılsımı etkisi aldıktan sonra bi*le devam etsin diye bakır bir kutuya katıp ağzına kurşun dö*kerler. Bu halktan bazılarının muska dedikleri şeydir. Bun*dan sonra büyücü büyü yaptığı kimseyi hasta etmek, hayal gördürmek, eşlerin arasını açmak vb. istediği işleri yeri*ne getirmeleri için bazı cinlere emir verirler. Bu cin’e büyücüye hizmet eden cin denir. Büyücüye hizmet eden cin, büyü yapılan kimseyi ona ait bir şeyi koklamak veya onun resmini görmek suretiyle tanır ve onu takibe başlar. Eğer o, Allah'ın emirlerine uymayan biriyse cinin işi kolaydır. Cin hemen o kişinin içine girer. Ona hayaller gösterip onu sıkıntıya sokar. Eğer büyü yapılan dürüst biriyse cin, onun Allah'ı zikri unuttuğu bir anı veya kızgınlıklarını kolla*yıp çeşitli yerlerinden insanın içine girer. Bundan sonra büyücü, kendisine her gün haber ve sonuçları aktaran hizmetçi cinin aracılığıyla büyü süse devam eder. Büyü yapılan kimse Allah'tan korkan, Kur' ân okuyan ve zikirde bulunan bir kim*se ise büyü ona herhangi bir etkide bulunamayıp sadece bazı belirtiler görülebilince cin zor duruma düşüp kaçmak ister. Araç ona sabretmesini ve yaptığının karşılığını şeytandan beklemesini söylemese hatta öldürmekle tehdit etmese mut*laka fena yapar. Ancak büyü yapılan imanı zayıf biriyse onun sonu felakettir. Büyü onun hayatını altüst eder.
    l- Cinler Vasıtasıyla Yapılanlar :
    Cinler, yapılarının da kendilerine verdiği avantaj" dolayısıyla insanlarla çeşitli şekillerde irtibat kurarlar. Kendilerine insanları bağlı hale getirirler. Âyeti celile de konuyla ilgili şöyle buyurulur: "0 gün ki,(Allah) onların hep*sini toplayacak(ve şöyle hitap edecek).
    -Ey cin cemaati, insanların ekseriyetini almak(ken*dinize tabi kılmak) kaydına düştünüz ha!"..
    Cin, insanları ya kendini o kişiye resmen bildirecek, ya da kendini o kişiye hiç bildirmeden kendilerine tabi kı*labilirler. Kendilerini bildirme yoluyla ya kişinin İslam'a olan yakınlığını istismar ederek ya da İslâm dini dışındaki yollar görüntülü altında, kişilerle irtibat kurar.
    Bu tarzdaki cin insan münasebetleri umumiyetle cinlerin insanları zorla kendi bağı altına almaları şeklinde oluşur.
    Özellikle asabi mizaçlı kadınlar ile, doğum akabinde veya ateşli hastalıklar sırasında bu bağ kurulmaktadır. Bu durumun sebebi, beynin o andaki bedenin çeşitli yerlerindeki aşırı faaliyetlerle meşgul olması ve bu sebeple insanın, istediği şekilde beyninde hakimiyet kuramamasıdır. Nitekim bu zayıf anda cin, ilgili beyin merkezinde hakimiyetini kurar. Ona istediği gibi görünüp istediğini yaptırır. Bu zorla yaptırma işini bazen kişinin beynindeki acı duyma merkezine verdiği acıyla bunu gerçekleştirmekte, bazende korku merkezini ümitte ederek onun ufak bir şeyden büyük korku duymasını sağlayarak o şeyi yaptırmaktadır.
    Açık bir şekilde kadınları, özellikle genç kızları veya erkekleri himaye altına alan cinler, onlarla evlenmektedirler.
    Bu gün bu olayı tıp elektro-şokla tedaviye çalışıp çok az geçici tedavi sağlayabilirken, umumiyetle nefesi kuvvetli kişiler tarafından bu tip olayların düzeltildiğine şahit oluyoruz.
    Cinlerin, içinde yaşadığına İslâm toplumunda en şerli faaliyetleri sureti haktan görünüp insanları saptırmasıdır.
    Falcı veya büyücü kisvesi altında cinlerle evli veya başka bir sebeple ilişki kuran kişi, cini kullanarak geçmişe dair haberler verip geleceği ait ihtimaller yapmaktadır.
    Maalesef günümüzde pek çok kişi, cinlerle evli olan ve bu yüzden kendini evliya zanneden sahte mürşitlerin peşinde vakit öldürmektedirler.
    Birçok eserde beyan edildiği gibi cinlerin gıdası pis koku dur, En çok sevdikleri de sigara kokusudur. Dolayısıyla cinlerle uğraşanların sigara müptelâsı oldukları da görülür, Cinler sıkıntı verdikçe sigaraya sarılırlar, Şayet böyle sigara müptelâsı hacı hocanın yanına giderseniz onların yanında şad sûresi 41,ayeti celile’yi ve mü' minin 98.99.ayeti celilerini okuyun hemen saçmalamaya başladıklarını görürsünüz. Bu duaya devamla beyninizden çıkardığınız dalgalar o kişiyle cini arasında kopukluğa sebep olur ve saçmalatır.
    b- Cinlerin, kendilerini sezdirmeden insanlarla ilgi
    kurmaları : Bu da iki şekildedir.
    a) İslâm dinini istismar ederek
    b) Hümanist gayelere insanları sevk ederler bir ya*pıda görünerek.
    Bu cin, umumiyetle daha gençlik yıllarından itibaren istidatlı gördüğü bir insanı seçer ve kendi tabileri arasına da sokar. Bu yaşlar genelde 15-24 arasıdır.
    Bu cin bir din büyüğünün şekline girerek evvela rüyasında ona görünmeye başlar. Ve ona ilerde çok büyük bir adam olacağına dair telkinler yapar. Ve neticede o genç, ilerde büyük bir adam olacağına yavaş yavaş inanmaya başlar. Bazen can:, bir şey ister, cin tarafından hemen getirilir. O kişi, Cenâb-ı Allah'ın kendisine hemencecik verdiğini zanne*der. İmtihanlarda kendisine cin yardım eder. Bu vb. şekil*lerle günden güne gelişmeye başlar. Yakın gelecekte olacak bazı olaylar içine doğar ve de olur. Başka bir yerdeki ola*yı* anında haber alır. Bazen duasına cinlerce anında cevap verilir. Neticede kişi büyük bir adam olduğu için bu isteği"' yerine geldiğini zanneder. Ve nihayet kendisinin büyük bir din alimi olduğunu iddia edip yalan yanlış fetvalar verir. Ya da büyücü olduğunu iddia eder ve belki de kitlelerin ilahlaştırdığı bir adam olur. Bu insanı kendine tabi kılan cin de bir saltanat kurmuş, kitleleri sapıtmak için bir üs edinmiş olur.
    2- Yaldız ve Gezegenler Vasıtasıyla Yapılanlar :
    Büyünün ve bu türüyle ilgilenenler yedi yıldıza ta*parlar. Bu kişiler her yıldız için birer elbise giyerler. Be*lirli günlerde oruç tutarlar, tütsü yakarlar, saçlarını kazıtırlar. Sonra yıldızların manevi gücünün inmesini istemek için aya bakıp hitap ederler.
    Eskiden müneccimler çocuk için burç seçerler ve onun hal ve hareketlerini bu burcun delalet ettiği şeylerden çıkarırlardı. Günümüzde ise bu "bu günkü falınız" adı altında kısmen yürütülmeye çalışılmaktadır.
    Müneccimlik, büyü ve kâhinlik türü bir şeydir. Ulvî varlıkların, mesut veya bedbaht olmada, diriltme ve öldürmede yaratıklara herhangi bir etkisi yoktur. Yıldızlar, gezegenler, Allah'ın varlığına delalet eden, onun emrinde olan varlıklardır. Nitekim Cenâb-ı Allah şöyle buyurur: "Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar, ve insanların birçoğu Allah'a secde eder."
    Başka bir âyet-i celîle’de Yüce Allah şöyle buyurur: "Güneşi, ayı ve yıldızları enirine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır."4
    Buhari ve müslim’in sahihlerinde, Zeyd b.Halid şöyle rivayet eder: Rasûlullah(S.A.V) Hudeybiye de bize sabah nama*zını geceleyin yağan yağmurdan sonra kıldırdı. Sonra cemaata döndü ve "Rabbiniz ne buyurdu, biliyor musunuz diye sordu. Sahabileri: "Allah ve Rasülü daha iyi bilir, dediler. Peygamber (S.A.V):"Allah: Kullarımdan bazısı sabaha mü'min, bazısı da kafir olarak çıktı. Kim Allah'ın lutfû ve rahmetiyle yağ*mura kavuştuk dediyse, bana inanmış, yıldıza inanmamıştır.

    Kim, falan yıldızın doğması veya batmasıyla yağmura kavuştuk, dediyse o da bana inanmamış, yıldıza inanmıştır" buyurdu.
    Âyet ve hadislerde görüldüğü gibi yıldızlara, olaylara, insanın mesut veya bedbaht olmasına herhangi bir etkisi yoktur.
    Müneccimlik bütünüyle tahminden ibarettir.
    Hz. Ali haricilerle savaşa gitmek istediğinde müneccimler karşısına çıkıp ayın akrep burcunda olduğunu, eğer bu durumda gidilirse Hz. Ali'nin adamlarının yenileceğini söylediklerinde, Hz. Ali şöyle cevap verdi:"Ben, Allah'a güvenip dayandığım için ve sizi yalanlamak için gidiyorum.
    Hz.Ali savaşa gitti ve bu yolculuk iyi bitti. Haricilerden çoğu öldürüldü.
    Yıldızların kainattaki olaylara doğrudan etkili olduğuna inanmak insanın küfrüne kapı aralar.
    Ancak şu noktalar göz ardı edilmemelidir. Cenâb-ı Allah yeryüzün ve gökyüzünde muazzam bir sistem kurmuştur. Bu sistem ilerisinde değişken olaylar diğerlerini de etkilemektedir. Örneğin ay dünyaya belli günlerde iyice yaklaşır. Neticede denizlerde, okyanuslarda gelgitler olur. Aynı çekim-kuvvet % 78; su olan insan bedeni üzerinde de etkili olup insanın maddi ve manevi yapısını etkileyebilmektedir. Diğer yıldızların da birbirine yakınlaşıp uzaklaşması dikkate alınırsa, insan ömrünün her anında tabiat şartlarından farklı farklı etkilendiği ve bu etkinin insanın maddi manevi yapısına anında yansıdığı anlaşılır. Bugün bilinen 12 gezegen ve bunların uydularının mikro seviyede bile birbirlerine yaklaşıp uzaklaşmaları birbirlerini ve insanları etkilemektedir. Bu tür olaylar, insanların sıkıntısına sıkıntı, sevinçlerine sevinç katabilmektedir,
    3- Psikolojik Olarak Büyülenme :
    İnsanlardaki bütün rahatsızlıkların psikolojik bir boyutu mutlaka vardır. Büyücüden medet umanlar genellikle vehim rahatsızlığına tutulmuş insanlardır. Eğer bir kimse vehim rahatsızlığına tutulursa tedavisi çok zordur. Çünkü vehim lerin etkisi gerçeklerinkinden çok daha tesirlidir. Kur' ân la tedavinin yaygınlaşması gerek tedaviye gidenlerden gerek bazı kitaplardan bu konudaki hikayelerin yakılması ve belki de en önemlisi hayatın problemlerinin insanları zor durumda düşürmeleri, insanların birbirlerine olan güveninin azalıp herkesin herkesten şüphe eder duruma gelmesi neticesinde dürüst ve dindarlar bile bu hastalıktan kurtulamadı.
    Bu vehim hastalığının ortaya çıkmasında, insanların cin ve şeytanlardan korkmalarının büyük rolü vardır. Birçok kimsenin,tutulduğu belirli bir hastalık, hayatındaki belirli bir problem, normal karı koca anlaşmazlıkları karşısında bunun sebebini düşündüğünde falancanın kendisine nazar değdirmiş veya büyü yapmış veya kendisini cin çarpmış olabileceğine inanması bu hastalığın en büyük sebeplerindendir.
    Vehim hastası bitmek tükenmek bilmeyen bir anafor içerisindedir. Neticede onun zihni iyice bulanır ve hayatı altüst olur. Sonrada o, kendi kendine büyülü olduğunu telkin eder. Tabi vücut içinde olaylar birbirini kovalar. Hormon salgılayan bezler iyi çalışmaz olur ve artık büyülenme ve çarpılma belirtileri görülür. Zaman zaman modern psikolojinin" kendi kendine telkin" dediği kasılma ve bayılmalar olur.
    Bu arada korku ve stres vücutta iyice kök salmıştır. Kalp kasları gerilir. ve vücutta bazı hastalıklar ortaya çıkar. Hastanın kalbindeki ağır, korku ve stresle orantılı olarak artar. Sinir sisteminden bütün organların etkilendiği tıbbın kabul ettiği bir gerçektir artık. Sinir sistemi bozuk olan insanın sindirim sistemi de bundan etkile*nir. Hatta mide kanamasının bile stresten, sinirsel bozuk*luktan kaynaklandığı bugün bir vakıadır.
    Strese boğulmuş, neşesiz, gülmeyen bir simanın, vü*cudun bütün organlarını menfî yönde etkilediği gibi gülen bir sima ve neşenin de elbette faydaları olacaktır. Bilhas*sa günümüzde beyne bağlı hastalıkların çoğalmasında ruhi dengesizlikler büyük sebep teşkil etmektedir. Hele stres ve strese bağlı hastalıklar göz önünde bulundurulursa, huzurlu bir kalp ve mütebessim bir çehre en tabi» bir ilaç en köklü bir şifadır, fertler ve cemiyetler bu neşe ve imanla büyük zaferlere ulaşırlar.
    Yapılan birçok deney ruhsal ve bedensel yöne sahip hastanın ruhsal yönden rahatlatıldığı zaman iyi olduğunu göstermiştir. Mesela birine günde birkaç kez ben hasta değilim sağlanıra" cümlesi tekrar ettirilmiş. Birkaç gün sonra ada*mın iyi olduğu görülmüştür. Bazı doktorlar bu tedaviyi ruh*sal yönden rahatsız hastalara, bazısı da hem ruhsal hem de bedeni hastalara uygulamış ve müspet sonuç almıştır.
    İdam mahkumu olan bir adam getirip gözlerini bağla*mışlar, ona başını kestikleri vehmini vermek için boynuna sıcak su dökmüşler ve ona boynunun kesilip kan aktığı sa*nısını vermişler, adam derhal ölmüş".
    Bütün bunlardan şunu anlatmak istiyorum: insanın ruh ve bedeni sürekli bir etkileşim içerisindedir ve bedeni birçok rahatsızlığın temelinde ruhsal bozukluklar vardır. Eğer bir insan psikolojik olarak rahatsızsa bedeni hastalıklar peşi-sıra gelecektir. Fahrettin Râzi gibi birçok İslâm alimi de bütün maddi hastalıkları manevi, psikolojik hastalıkların ifadesi olarak görür. Ruhsal yönden tedavi edilmiş, psiko*lojik olarak ikna edilmiş birçok hasta dar geçitleri büyük oranda atlatmış demektir.
    Bugün bacasız bir sanayi olan büyücülüğün en temel tedavisi yönteminin psikolojik ikna yöntemi olduğu kanaatin*deyim. İkna yöntemi tıbda da zaman zaman başvurulan bir yöntemdir. İbn-i sina ile ilgili bir olay günü daha anlatılır. Büyü dünyasına azıcık girip çıkan insanlar büyücülerin bu ikna yöntemini en ileri derecede kullandıklarını göreceklerdir. Çünkü Kur" ân la tedaviye gidenlerin, büyücüye giden*lerin çoğu vehim hastalarıdır. Stres neticesi hayatı altüst olmuş arzu ve umutları kırılmış, vehim ve korkularının esiri olmuş kimselerdir,
    Gelen bir stres hastasına bu sizin kendi zihninizde ürettiğiniz bir hastalıktır, kuruntudur, derseniz ateşi iyi*ce körüklemiş olursunuz. Bu konuda yapılması gereken, sizi bir ümit kapısı olarak görüp gelen vehim hastasına dini bir takırn izahl.ar yapmak, kendi kültürümüzde olan bazı can alıcı laflarla onu inandırmaktır. Bu konuda hastayı ikna edecek can alıcı bir cümle, içinde tonlarca su bulunan bir havuzu bir anda boşaltabilen bir musluk gibi insanın manevi dünya*sındaki şartlanmaları bir anda boşaltacak ve hastaya çare olacaktır.
    Özellikle ihtiyarlara siz ilmi verileri anlatsanız onlara bu ters gelir. Çünkü onların kendi kendilerine üret*tikleri ilaçlar, şartlandıkları birtakım değerler vardır.
    Bu konuda bir örnek verirsem mesele daha iyi anlaşılır.
    Eskiden kadının birisi benim kafamda kurbağa var diye tutturmuş. Birçok doktora gider ama doktorlar onunla alay edip böyle bir şeyin olamayacağını söylerler. Kadın günden güne kendini yiyip bitirir. Son çare olarak bir doktora daha git*miştir. Doktor durum anlatınca doktor bu kadının vehim has*tası olduğunu anlayıp der ki: "Doğru söylüyorsun yenge.
    Seni ilk gördüğümde kafanda böyle bir şey olduğunu tahmin etmiş*tim, seni ameliyat edip bu kurbağayı almalıyız" der. Kadın ameliyat için geldiğinde doktor, kadını bayıltır. Alnını kafasını biraz ilaçlar, sarar. Kadın ayılınca da dışardan bulup getirdiği kurbağayı kadına gösterir ve gerçekten de teyze varmış deyince kadın derin bir uff çeker ve "hay Allah sen den razı olsun sanki kafamdan büyük bir dünya kalktı" der.
    Sonuç olarak, eğer bir hasta duayla tedaviye inanıyor-da hocaya gelmişse, Yasin-i Şerif, Âyet’el kürsi, fatiha, ihlas ve benzeri süreler okuyup hasta için dua edilmesiyle birşey kaybedilmez. Ancak çok şey kazanılabilir. Zaten Kur'ân-ı Kerim kendisinin maddi manevi bütün hastalıklar için şifa olduğunu beyan ediyor.Öyleyse duayla tedavi yöntemini zaman zaman kullanma*lı ama maddi tedavilerden de uzak durulmamalıdır.
    23 Kasım 2007
    #2
  3. B- BÜYÜDEN KORUNMA YOLLARI

    Doktorlar "Korunmak,tedavi olmaktan daha iyidir" derler. Biz de diyoruz ki büyünün en iyi tedavisi, olmadan önce ondan korunmaktır. Bir Müslüman büyü ve büyücüden ko*runmak için şu usullere uymalıdır.
    1- Nefsî imanla güçlendirmelidir. Kalpten Allah'tan başkasının korkusu çıkarılmalıdır. Zarar ve faydanın sadece Allah'ın elinde olduğu inancı yerleştirilmelidir. "Büyücüler Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler.”
    Cenâb-ı Allah bir başka âyet-i celile de "Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine ondan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, onun keremini geri çevirecek de yoktur".
    Bir başka âyet-i celi-le de Yüce Allah kendisine güve*nen kullar için "Allah kuluna kâfi değil midir.” buyurur.
    Büyücülerin büyüsü ancak zayıf karakterli kişilere tesir eder.
    2- Sabah akşam yapılan dua ve zikirlere devam edilme*lidir. Ibnu' 1-Kayyim şöyle der: Büyünün en etkili tedavi metotlarından birisi ilâhi koçlardır. Kalbin, Allah'ın zikriyle dolu olması en iyi tedavi yoludur. Kısaca büyünün etkisi süfli yata eğilimli kimselerde çok daha fazladır.1 Allah. dostu zatlardan birçoku besmele çekip Allah'ı zikirle meşgul olmayı çoban köpeğinden çobana sığınmaya benzetmiştir.
    3- Sabahleyin aç karna açve hurması yemek de korun*ma yollarındandır. Buhari de Şad b.Ebi Vakkas'dan rivayet edilir ki Kasûlullah şöyle buyurur:"Her gün sabah birkaç acve hurması yiyen kimseye o gün geceye kadar zehirde büyü de zarar veremez. Rasulullah bu hurmanın büyüden koruma özelli*ği barındırdığını beyan eder.4- Büyücüye gitmemek, en büyük korunma yollarındandır. Nitekim büyücüye başvuranlar incelenince genelde imanı zayıf olan kimseler olduğu anlaşılır.
    l- Büyünün Tedavisi: Büyü yapılan kimsenin Allah1dan korkup tevekküle sa*rılması sabır ve duadan ayrılmaması ve meşru tedavi yollarını seçmesi gerekir. Yüce Allah şöyle buyurur:" Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ona beklemediği yerden rızk verir. Kim Allah'a güvenirse o, ona yeter. Şüp*hesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur" .- a)Fatiha sûresi b) Âyetel-Kürsi , c)Â'raf,117/122, d) Yunus,81-82, e) Taha,69, f)İhlas, felak,nâs sûreleri.
    Bu rukyeler okunduktan sonra hasta kendinden geçerse büyüye hizmet eden cin konuşur. fandan büyünün yeri öğreni*lir. Cin sonra kişiden çıkmak istediğini ama büyücünün yak*ma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söylerse ve de müslü-mansa ona korunacağı şeyler öğretilir. Cin büyücünün yerini biliyorsa ve büyü vücudun dışındaysa onu çıkarıp yakacak bi*ri gönderilir. Vücudun içindeyse hastaya mide ağrısı olup olmadığı sorulur ve tedavi için "sena" şurubu içirilir.
    Cinlerin yapısı bir takım ışınlardan meydana gelmiş*tir. Keza "insanlarında yapısı mikro dalgalardan meydana gelmiştir. Dolayısıyla insan bedeni her an bir takım ışın*lar yaymaktadır.
    İnsanın her an yaydığı bu ışınlar, belirli kelime veya grupların tekrarıyla bir noktaya teksif edilebilmekte ve de*vamlı olarak, o yapıda ışınlar yaymaktadır. Bu ışınlar için mesafe kaydı yoktur. Çünkü ışınların mekan ve zaman kaydı yoktur. Özellikle Hindistan'da yaygın olan telepati vb. olaylar, İslam inancında da varolan nazar değmesi gibi olaylar , bu ışınların belli noktaya teksifi neticesinde olmaktadır. Bugün ilim dünyası özellikle insanın alnında lazer ışınları*nı çok çok gerilerde bırakan ışınlar çıkardığını ve bu ışın*ları bir noktaya teksif neticesinde kayaları bile ikiye ayı*ran nazar değmesi gerçekleştiğini tespit etmiştir.
    Cinlenen kişi okumaya götürüldükten sonra okuyan kişi okumaya devam ederek o cin‘in yapısına etki edecek ölçüde ışınlar yayar ve o cin’i yaralar. Bu durumda o cin ya okuyu*cunun emrine girer ya da okuyucuyu da emri altına alır. 3. bir hal yoktur.

    KUR'ÂN VE HADİSTE SÎHİR

    I- KUR'ÂN ‘DA SÎHIR
    Kur' ân ayetleri incelendiğinde görülür ki sihir ve sahir kelimeleri, şu üç şey için kullanılmıştır.
    1-Genel olarak mucizeler. Çünkü mucizeler, bir çeşit normal üstü olaylar meydana getirmek anlamına geldiği için inançsız toplumlarca sihirle aynı manada kullanılmıştır. Mu*cizeyle sihrin çatışması. Kur' an' da bir kaç yerde tekrar tekrar anlatılıp mucizenin ezici gücüne dikkat çekilir.
    2-Peygamberin davetini ulaştırmakta ve taraftar toplamadaki başarısı.
    3-Allah' ın vahyi, kitabı ve bilhassa Mekke müşrikleri için söz konusu olmak üzere, müminlere adeta "büyüleyen" Kur' an-ı Kerim hakkında "büyü" benzetmesi yapılmıştır.
    Öte yandan sihrin toplumsal ve tarihsel boyutuna ışık tutan Bakara sûresi 102.âyeti, yapılan tefsir ve te'villeri, büyünün orijini ve hükmü açısından pek çok noktanın ay*dınlatılmasını temin etmiştir. Bu âyetin ve felak suresinin meal ve tefsirleri nihayetinde sihir ve sahir kelimeleri*nin geçtiğe diğer âyetleri görelim:
    A- BAKARA SÛRESİ 102. ÂYET :
    Bakara 102.âyeti bu konuda çok geniş bilgi vermekte*dir. Söz konusu âyette şöyle buyurulur: "Süleymân’ın mülkü hak*kında onlar (ehli kitaptan bir grub), şeytanların söyledik*lerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman kâfir olmadı: (büyü yap*madı ve ona inanmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri (büyü ilmini) ve Babil'de Harût ile Marut’a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek herkese "Biz imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız" dedikten sonra ancak sihir ilmini öğretirlerdi. Onlar, o iki melekten karı ile koca arasını açan şeyleri öğreniyorlardı.
    Büyücüler, Allah'ın izni olmadan hiçbir hususta zarar veremezler. Onlar (büyücüler) kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Onlar kesinlikle bilmişlerdir ki, kim onu (sihri) satın alırsa (ona para ve*rirse), onun âhiretten nasibi yoktur. Karşılığında kendi varlıklarını sattıkları, şey ne kötüdür. Keşke bunu anla*salardı: ".
    23 Kasım 2007
    #3
soru sor