Büyü yapıldığı nasıl anlaşılır?

İsimli konu WH 'Soru Cevap' kategorisinde, NEEESS üyesi tarafından 24 Nisan 2010 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Büyü yapıldığı nasıl anlaşılır?. Peki bi insan kendisine büyü yapıldığından şüpheleniosa bunu nasıl öğrenir... Ben oldukça nefret ettiğim bi insanı özlemeye hatta nerdeyse ona gitmeyi... Nasıl Anlaşılır? Düşük Yapıldığı Nasıl Anlaşılır ...

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Peki bi insan kendisine büyü yapıldığından şüpheleniosa bunu nasıl öğrenir...
    Ben oldukça nefret ettiğim bi insanı özlemeye hatta nerdeyse ona gitmeyi bile düşünüorm zaman zaman çok daralıorm cok değişik hallere giriorm..
    Bunu öğrenmenin yolu nedirr???
    Sponsorlu Bağlantılar
    24 Nisan 2010
    #1
  2. Büyü Diye Bişiy Var Mı ki ??
    24 Nisan 2010
    #2
  3. var tabi ki...

    Bu konuda olur olmaz herkese müracaat etmek doğru olmaz İlmine ve takvasına güvenilen ve hiç bir maddi menfaat beklemeden Allah rızası için isanlara yardım eden ilim sahibi kişilerin tavsiyelerine göre de hareket edilebilir Durum psikolojik bir rahatsızlıkta olabilir Önecelikle dindar bir psikoloğa müracaat etmeyi tavsiye ederiz Eğer büyü yapıldığı tesbit edilirse okunması gereken bazı sure ve dualar vardır Bunları okumaya devam etmek faydalı olur
    büyüden kurtulmak için
    Kişinin Allah'a sığınması, iman ve ibadet konusundaki titizliği ile, büyünün tesir etmesinde etkili olan şeytanın insana yaptığı telkinlere kulak asmaması, şeytanın insanlar üzerindeki etkisini azaltır ve büyünün tesirinden de korunmuş olur
    Çünkü şeytanın yaptığı, sadece telkin yoluyla korkutmak, şüpheye düşürmek, vesvese vermekten ve temelsiz kuruntulardan, neticesi olmayan vaatlerden başka bir şey değildir Nitekim, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle denir: "(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz vermesi, aldatmacadan başka bir şey değildir " (Nisa suresi, 120)

    Ayette geçen "ümitlendirme" ve "söz verme", bilindiği gibi geneldir
    Ancak konumuzla ilgili olması da söz konusudur Çünkü insan, pek çok şey umar Hatta kendini umduğu şeylere, yani beklenti ve ümitlerine öylesine kaptırır ki, bazen kendi kendisini bile büyüler ve olmasını istediği şeyler için büyücülere gider Bu da, yanlış olduğunu bile bile bu yola gitmesi ve şeytanın bu konuda kendisine teminat vermesiyle olur Bu, genellikle haramlarda olur Yani bir bakıma insan kendisinde büyü olduğunu, birilerinin bu işle ilgilendiğini düşünerek, hastalığı davet eder Oysa, gerçek öyle olmayabilir

    Nitekim ayetlerde, "İman edip yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hakimiyeti olmayacağı"ndan, "Ancak onu dost edinip Allah'a ortak koşanlar üzerinde hakimiyet kurabileceğinden söz edilir
    (Nahl suresi, 99-100) Hakimiyet kurma konusunda insanın, inanmanın yanı sıra ihlaslı olması da söz konusudur Şeytanın, ihlaslı kimseler üzerinde bir hakimiyeti söz konusu olamayacağı, bu kimseleri Allah'ın koruyacağı belirtiliyor Ancak "İhlassız ve tevekkülsüz kimselerden gücünün yettiklerini kandıracağı, davetiyle şaşırtacağı; süvarileri ve yayaları ile onları yaygaraya boğup; mallarına, evlâtlarına ortak olabileceği, kendilerine vaatlerde bulunarak aldatabileceği" konusunda şeytana izin verilmiştir (İsra suresi, 63-65) Bu da, yaşamakta olduğumuz hayatın bir imtihan olmasından kaynaklanmaktadır Yoksa tam bir yetki değildir Zaten şeytan, insana boş kuruntulardan başka bir şey telkin etmez

    Açıkça anlaşılan odur ki, şeytanın, etkisi altına alıp rahatsız ettiği kimseler, onun kendisine sokulmasına zemin hazırlayan ve bu işe meydan veren kimselerdir
    Zira şeytanın, Allah'ın halis kulları üzerinde kesin bir etkisi yoktur Bunu yapmaya çalışsa bile onlar, dua ve ibadetlerle, Allah'ın kitabını okumakla bu işin üstesinden gelirler Zaten büyü ve büyücülük yapanlar hakkında indirilen ayetin sonunda da ", Ama onlar, Allah'ın izni olmadan, büyü ile hiç kimseye zarar veremez " (Bakara suresi, 102) buyurulmaktadır

    Büyünün hakikat olduğu kabul edilince, herkese tesir etmesi de tartışılmaz
    Ancak daha fazla tesir ettiği kimseler de mevcuttur Bunlar da şeytanın vesvese ve evhamlarına önem veren ve bu tür şeylere açık olan kimselerdir Böyle kimseler, daha çok kendi kendilerini bir saat gibi kurup hasta eder Çünkü şeytan, insana sadece vesvese verir ve yanlışı doğru olarak göstermek ister Aslında hiç de önemli olmayan ses veya görüntüleri kendince değişik şekillere ve seslere benzetenler evhamlı, itikadı zayıf, ibadeti ve zikri olmayan, Allah'a olan görevleri konusunda gevşek davranan ve ibadetlerini ihmal eden kimselerdir Nitekim, ayette, bu hususlara işaret edilmektedir (Hac suresi, 52-55)

    Bütün bu saydıklarımızın dışında, büyünün tesir ettiği takva sahibi kimseler de yok değildir
    Ancak, yüce Allah'a teslimiyet gösterilip tevekkül edildiği ve tam anlamıyla sığınıldığı, günlük evrad-ü ezkarlar okunduğu, günlük ibadetlere titizlikle devam edildiği, her gün birkaç sayfa Kur'ân-ı Kerim ve Kur'ân-ı Kerim'de Hz Peygamber'in (a s m ) okunmasını tavsiye buyurduğu sure ve dualar okunduğu takdirde büyünün tesiri önlenebilir Çünkü kötü niyetli kimseler büyü yapsalar bile, herkesin ve her şeyin üstünde mutlak güç ve kuvvet sahibi Allah vardır ki, O'nun gücü dünyanın bütün sihirbazlarının ve kendilerine yardımcı olan cinlerin ve şeytanların gücünden üstündür Zira, kendisinde güç bulunduğunu iddia edenleri de yaratan Allah'tır O dilemezse hiç bir şey olmaz Nitekim, Hz Peygambere yapılan büyü konusunda Cenab-ı Hak (c c ) "Felâk" ve "Nas" surelerini indirip bunlarla dua edip kendisine sığınmasını istemiştir Hz Peygamber de öyle yaparak şifa bulmuştur Böylece Peygamberimiz, büyücülerin gayretlerini neticesiz bırakmış ve arzularını kursaklarına tıkamıştır

    Nitekim, "Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler
    " (A'raf suresi, 201) Ayette işaret edildiği gibi, şeytani bir etki altına giren kimsenin ilk yapacağı şey, Allah'a sığınmak olmalıdır Allah'ın emrettiği hususlar kısaca, kişinin helâl ve haramları gözetmesi, dua ve ibadetlerine dikkat etmesi, maddî ve manevî olarak temiz, duygu ve düşünceler içerisinde, halis bir niyetle Allah'a müteveccih olmasıdır Zira şeytan, kıyamet günü vaatlerinin birer aldatmaca, gerçek gibi gösterdiği şeylerin birer kuru yalandan başka bir şey olmadığını söyleyip işin içerisinden çıkacak ve büyücülerin ve peşinden gidenlerin hepsini yüzüstü bırakacaktır (İbrahim suresi, 14:22)

    Bakara Sûresi'nin 102
    ayetinden de anlaşılan odur ki, sihirlerin en büyük tesiri, ruhlar üzerindedir; fikirleri bozar, kalpleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir Şu halde, 'sihrin aslı yoktur' diye aldanmamalıdır Ve böyle sihirbazlardan sakınmalıdır

    Bununla beraber bunları yapanlar, Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremez
    Çünkü gerçek tesir ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne de melektedir Hakiki müessir, ancak ve ancak Allah'tır Fayda ve zarar denilen şey de ancak O'nun izni ile meydana gelir O halde, her şeyden önce Allah'tan korkmalı ve Allah'a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah'ın kitabına sarılmalıdır

    NÂS SURESİ'NİN KARANLIK GÜÇLERE VE BÜYÜYE KARŞI OKUNMASI

    "De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
    İnsanların hükümdarına, insanların ilahına,
    O sinsi vesvesecilerin şerrinden

    O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar

    Gerek cinlerden, gerek insanlardan
    " (Nas suresi, 1-6 )

    Gerek görünüp bilinen, gerekse görünüp bilinmeyen gizli düşmanlarımıza karşı okunan ve kendisiyle Allah'a sığınılan dua makamında bulunan ve "Muavvizat" denilen, Kur'ân-ı Kerim'in son üç suresi, yani "İhlas, Felâk ve Nas" sureleri, her derde deva niteliğindedir ve (deyim yerindeyse) bu üç sure, "Kur'ân eczanesinin aspirinleri"dir
    Bu sebeple, bunlarla Allah'a sığınmalı ve gecenin karanlığından, şeytanların, cinlerin, büyücülerin, vesvesecilerin şerrinden bunlarla korunmalıdır

    Malumdur ki, büyünün tesir etmesi, kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumlarla, karamsarlık, evham ve şüphelerle de yakından ilgilidir
    Felâk ve Nas Sûresi'nde ise bu noktalara işaretle, normal durumlarda olduğu gibi, insanın başına böyle bir hal geldiğinde de yine sadece Allah'a sığınması istenmektedir Nitekim, Kur'ân-ı Kerimde, "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar" buyuruluyor (En'am suresi, 112 )

    Mealini verdiğimiz, bu ayete göre; insanın her türlü tehlikeye açık olduğu, cinlerden ve insanlardan olan düşmanlarının gerek muhatap olduğu yaldızlı ve sihirli sözlerle, gerekse kitaplara dökülen ve asıl niyetlerinin ne olduğu bilinmeyen kurgu dolu yazılarla rahatça kandırılabileceğini görmekteyiz
    Bütün bunlara karşı da, dinlediği kimseyi Allah adına dinlemesi ve işine O'nun adıyla, "Euzü-Besmele" ile başlaması gerekliğini, okuduğu kitapları da hak namına okuyup, hakikate dair mesajlar almak kaydıyla ve yine "Euzü-Besmele" çekerek okuması gerektiğini anlıyoruz Çünkü şeytan, Allah namına başlanılıp bitirilen işlerde çok rahat parmak oynatamaz Büyücülerin ve insanı kandırmak amacı güden bir kısım edebiyatçı ve felsefecinin kötü niyetleri de ancak bu yolla akim kalır Yoksa bunların bu yollarla insanları aldatması, okuyucularını veya dinleyicilerini konunun ritmine kaptırıp büyülemeleri mümkündür Zaten sapıtanların çoğu da böyle saptırılmaktadır İşte, buna binaen, bu üç surede, önce İhlas Sûresi ile "Tevhid İnancı" telkin edilerek başlanması, Felâk ve Nâs Sûresi ile de Allah'a sığınılması istenmektedir

    Nitekim, Yazır, bu sureyi genişçe tefsir etmiş ve bu surenin tefsirini yaparken Kurtubi'nin Ebu Zer'den naklettiği ilginç bir hadis-i şerifi de nakletmiştir
    Ki, bu hadiste Hz Peygamber (a s m ), "insan şeytanlarına" dikkat çekerek; "Sen insan şeytanından Allah'a sığındın mı?" (Hak Dini Kuran Dili, X 191 ) buyurmuştur

    Kısacası, günlük hayatımızda dua ve ibadetlerimize dikkat eder, dualarla Allah'a sığınır ve gerektiği gibi yakın olursak, O’nun himayesine girer, büyüden ve büyüyü uygulayabilecek büyücülerden, habis ruhlardan korunmuş oluruz


    Bu çalışmayı yaptığım sırada, daha önceleri de merak ettiğim bir medyumla tanıştım
    Arkadaşlarımın da ısrarıyla, bana bir bakmasını istemiştim Suya baktı, cinlerini çağırdı ve onlara, bende büyü olup olmadığını sordu Sonra, birkaç defa bir suya bir de bana baktı ve "Ne ile korunuyorsun?" diye sordu Ben de "Nasıl yani?" diye karşılık verince, merakla, "Her gün ne okuyorsun?" dedi Bunun üzerine, "Ne oldu ki?" deyince, bana, "Size pek çok kere büyü yapılmış ama tutturamamışlar Eğer bunları özel bir dua ile korunmayan, normal bir insana yapmış olsalardı, şimdiye çoktan işi biterdi!" dedi Ben de her gün mutlaka "Cevşen'ül-Kebir" okuduğumu ve namazlardan sonra da sünnete uygun dua ve tesbihatlarımı yaptığımı söyledim

    Bu durumda, tedavi olmak için, habis ruhlarla ilişki kurup yanlış işler de yaptığını bildiğimiz büyücüler yerine, doktorlara ve tıbba müracaat etmek gerekir
    Dua ile yapılacak tedavilerde de, Resulullah'ın (a s m ) tavsiye ettiği dualara, ayrıca, Kur'ân'dan örneklerini verdiğimiz dualara başvurmak gerekir Efendimizin (a s m ) kendisinin de yaptığı, Hz Âişe'den (r a ) rivayet edilen şu tavsiyeye uymak da en doğru davranış olur; "Hz Peygamber (a s m ), yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizeteyn'i ( Felak ve Nas sureleri) ve Kul Hüvallahu Ehad'i okur, ellerini, yüzüne ve vücuduna sürer, bunu da üç kere tekrar ederdi Hastalandığı zaman, aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi " (Buhari, Fedail-ul Kur’an, 14, Tıbb,39)

    Hz
    Peygamber (a s m ), hastaları, tedavi etmek için büyücülere göndermemiştir Ya tıbba havale edip hekimlere göndermiş, ya da Kur'ân ve Sünnet eczahanesine göndermiştir Böylece evrensel şifalardan faydalanmasını istemiştir Hem zaten Yüce Allah, Kur'ân'ın, müminler için bir —rahmet ve bir şifa olduğunu bildirmiş (İsra Suresi,82), manevi dertlerimiz için başvuru kaynağı olarak da Kur'ân'ı göstermiştir


    alıntı
    24 Nisan 2010
    #3
soru sor