Dil-Kültür İlişkisi

İsimli konu WH 'Edebiyat - Türkçe' kategorisinde, UaMusti üyesi tarafından 7 Kasım 2008 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Dil-Kültür İlişkisi. (yazılıda kesin çıkar) TÜRK DİLİ DİL - KÜLTÜR İLİŞKİSİ DİL NEDİR? * DİL, İNSANLAR ARASINDA ANLAŞMAYI SAĞLAYAN DOĞAL BİR ARAÇ, *... Dil, düşünce, kültür ve toplum ilişkisi [SOSYOLOJİ] Dil ve toplum ilişkisi... ...

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    (yazılıda kesin çıkar)
    TÜRK DİLİ


    DİL - KÜLTÜR İLİŞKİSİ



    DİL NEDİR?

    * DİL, İNSANLAR ARASINDA ANLAŞMAYI SAĞLAYAN DOĞAL BİR ARAÇ,

    * KENDİSİNE ÖZGÜ YASALARI OLAN VE ANCAK BU YASALAR ÇERÇEVESİNDE GELİŞEN CANLI BİR VARLIK,

    * TEMELİ BİLİNMEYEN ZAMANLARDA ATILMIŞ BİR GİZLİ ANLAŞMALAR SİSTEMİ,

    * SESLERDEN ÖRÜLMÜŞ SOSYAL BİR KURUMDUR.

    DİLİN ÖNEMİ ve ÖZELLİKLERİ

    * DİL, GELİŞMİŞ BİR İLETİŞİM ARACIDIR.

    * DİLİN VARLIĞI, ANCAK İNSANIN VARLIĞIYLA MÜM-KÜNDÜR.

    * DİL, SESLERDEN OLUŞMUŞ BİR ANLAŞMA SİSTEMİDİR.

    * TAM ANLAMIYLA ANLATMA VE ANLAŞMA; SESLERDEN ÖRÜLÜ KURALLAR BÜTÜNÜ OLAN “DİL” İLE SAĞLANIR.

    * DİL, DÜŞÜNCE VE ZEKÂNIN BİR GÖSTERGESİDİR.

    * DİL, CANLI BİR VARLIKTIR. (adak, ayıg, sarıg, edgü, gök [kök], uçmak, yanıt, yabız vb.)

    * DİL, SOSYAL BİR VARLIKTIR.

    * DİL, BİR ORTAKLIKTIR.

    DİLİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

    * DİL BİRLİĞİ, MİLLETİ OLUŞTURAN ÖZELLİKLERİN BAŞINDA GELİR.

    * BİR MİLLETİN DİLİ; ONUN TARİHİ, DİNİ VE KÜLTÜRÜYLE İÇ İÇEDİR.

    * MİLLET İÇİN GEREKLİ OLAN HER ŞEY, DİLDE SAKLANIR.

    * DİL; MİLLETİN MANEVÎ VE KÜLTÜR DEĞERLERİNİ, MİLLET OLABİLME ÖZELLİKLERİNİ BÜNYESİNDE SIMSIKI MUHAFAZA EDER.

    * DİL, MİLLETİ MEYDANA GETİREN BİREYLER ARASINDA ORTAK DUYGU VE DÜŞÜNCELER MEYDANA GETİRİR.

    * DİL, MİLLETİN BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAYAN EN GÜÇLÜ BAĞDIR.

    DİL - KÜLTÜR İLİŞKİSİ

    * KÜLTÜR, BİR DEĞERLER BÜTÜNÜ, BİR YAŞAMA TARZIDIR.

    * YÜZYILLAR İÇERİSİNDE, BİR MİLLETİN DİĞER MİLLETLERDEN FARKLI OLARAK GELİŞTİRDİĞİ DUYGU, DÜŞÜNCE VE HAYAT GÖRÜŞÜ, KÜLTÜR’DÜR.

    * KÜLTÜR; GELENEK VE GÖRENEKLERİ, HUKUK SİSTEMİ-Nİ, AHLÂK ANLAYIŞINI, DÜNYA GÖRÜŞÜNÜ İÇİNE ALIR.

    * KÜLTÜR; MİLLETİN YAŞAMASI İÇİN ŞART OLAN CANLILIK VE HAREKETLİLİĞİ VERİR.

    * KÜLTÜRÜN EN BÜYÜK AKTARICISI, “DİL” DİR.

    * DİL OLMAKSIZIN KÜLTÜR AKTARIMI SINIRLI KALIR.

    * DİL, GEÇMİŞİ BUGÜNE, BUGÜNÜ YARINA BAĞLAR.

    DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI
    I. KAYNAKLARINA GÖRE DÜNYA DİLLERİ
    1. ALTAY DİLLERİA. TÜRKÇE
    B. MOĞOLCA
    C. MANÇUCA - TUNGUZCA
    D. KORECE
    E. JAPONCA
    2. URAL DİLLERİ
    A. FİN - UGOR DİLLERİ
    a) FİNCE
    b) MACARCA
    c) UGORCA
    d) PERMCE
    B. SAMOYEDCE

    3. HİNT - AVRUPA DİLLERİ
    A. ASYA KOLU: HİNTÇE, FARSÇA, ERMENİCE, HİTİTÇE
    B. AVRUPA KOLU:
    a) LÂTİN DİLLERİ: LÂTİNCE, FRANSIZCA, İSPANYOL-CA, PORTEKİZCE, İTALYANCA, RUMENCE
    b) SLAV DİLLERİ: RUSÇA, BULGARCA, SIRPÇA, BOŞ-NAKÇA, HIRVATÇA, LEHÇE, MAKEDONCA
    c) GERMEN DİLLERİ: ALMANCA, İNGİLİZCE, İSVEÇÇE, NORVEÇÇE, FELEMENKÇE, DANCA

    * HİÇBİR GRUBA GİRMEYEN BAĞIMSIZ AVRUPA DİLLERİ (Yunanca, Arnavutça, Litvanca, Keltçe)

    4. HAMİ - SAMİ DİLLERİ A. ARAPÇA
    B. İBRANİCE
    C. BERBERÎ DİLLERİ
    D. AKADCA
    E. ARAMCA
    5. ÇİN - TİBET DİLLERİ
    A. ÇİNCE
    B. TİBETÇE
    6. BANTU DİLLERİ (AFRİKANIN ORTA VE GÜNEY BÖLGELERİNDE YAYGIN OLARAK KONUŞULAN DİLLERDİR.)
    7. KAFKAS DİLLERİ
    A. GÜNEY KAFKAS KOLU: GÜRCÜCE
    B. KUZEYBATI KAFKAS KOLU: ÇERKEZ, ABHAZ, UBIH
    C. KUZEYDOĞU KAFKAS KOLU: ÇEÇEN - LEZGİ, ÇEÇEN - DAĞISTAN, HAZAR
    II. YAPILARINA GÖRE DÜNYA DİLLERİ
    1. EKLEMELİ DİLLER:TÜRKÇE, MACARCA, MOĞOLCA, FİNCE, JAPONCA, KORECE...
    2. ÇEKİMLİ (BÜKÜMLÜ) DİLLER:ARAPÇA, FARSÇA, LÂTİNCE, İNGİLİZCE, FRANSIZCA, RUSÇA...
    3. TEK HECELİ DİLLER:ÇİNCE, TİBETÇE...
    TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ TANIMI

    * TÜRKÇE, KÖKEN BAKIMINDAN ALTAY DİLLERİ AİLESİNDENDİR.
    * TÜRKÇE, YAPI BAKIMINDAN EKLEMELİ DİLLER GRUBUNDANDIR
    * TÜRKÇE, SONDAN EKLEMELİ BİR DİLDİR.

    TÜRK YAZI DİLİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ
    ANA ALTAYCA: TÜRKÇE, MOĞOLCA, MANÇUCA, TUNGUZCA, KORECE VE JAPONCANIN TEK BİR DİL OLDUĞU VAR SAYIMINA DAYALI DÖNEMDİR.

    * TÜRK - MOĞOL DİL BİRLİĞİ: TÜRK - MOĞOL - MANÇU - TUNGUZ DİL BİRLİĞİNİN SÜRDÜĞÜ DÖNEM.

    * İLK TÜRKÇE: (M.Ö. V’İNCİ YY. - MİLAT) BU DÖNEMDE TÜRKÇE; MOĞOLCA VE MANÇUCA-TUNGUZCADAN AYRILMIŞTIR.

    * ANA TÜRKÇE: (MİLAT - M.S. V. YY.)

    * ESKİ TÜRKÇE: (V. YY. - X. YY.)

    * ORTA TÜRKÇE: (X. YY. - XV. YY.)

    * YENİ TÜRKÇE: (XV. YY. - XX. YY.)

    * MODERN TÜRK YAZI DİLLERİ: (1911=1917=1923 - 1999)

    TÜRKÇE KELİMELERİN ETİMOLOJİK GELİŞİMİNE ÖRNEKLER

    E.T. E.A.T. - Os. T. - T.T.


    * ADAK > AYAK

    - D - > - Y -


    E.T. E.A.T. - Os. T. T.T.


    * ADIG > AYU > AYI

    - D - > - Y - - U > - I


    E.T. E.A.T. - Os. T. T.T.


    * EDGÜ > EYÜ / EYİ > İYİ

    - D - > - Y - -Ü > -İ - E > - İ


    E.T. E.A.T. - Os. T. T.T.


    * SARIG > SARU > SARI

    - I - > - U - - U > - I


    E.T. E.A.T. Os. T. - T.T.


    * YABIZ > YABUZ > YAVUZ

    - I - > - U - - B - > - V -


    TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER

    * 1. GÖKTÜRK ALFABESİ:

    * TÜRKLERİN KULLANDIĞI İLK ALFABEDİR.

    * 38 HARFTEN MEYDANA GELMİŞTİR.

    * SAĞDAN SOLA VE YUKARIDAN AŞAĞIYA DOĞRU YAZILIR.

    * HARFLER BİRBİRLERİYLE BİTİŞMEZ.

    * 2. UYGUR ALFABESİ:

    * TÜRKLERİN KULLANDIĞI İKİNCİ ALFABEDİR

    * SOĞD ALFABESİNDEN GELİŞTİRİLMİŞTİR.

    * 18 HARFLİ OLUP, 4 ÜNLÜ VE 14 ÜNSÜZ HARF VARDIR.

    * SAĞDAN SOLA DOĞRU YAZILIR.

    * 3. ARAP ALFABESİ:

    * İSLAMİYET’İN KABULÜNDEN SONRA KULLANILMAYA BAŞLANMIŞTIR.

    * 32 HARFLİ OLUP, 3 ÜNLÜ, 29 ÜNSÜZ VARDIR.

    * SAĞDAN SOLA DOĞRU BİTİŞTİRİLEREK YAZILIR.

    * HARF ŞEKİLLERİ; KELİME BAŞINDA, ORTASINDA, SONUNDA FARKLIDIR.

    * TÜRKÇENİN YAZIYA GEÇİRİLMESİNDE YETERSİZ KALMIŞTIR.

    * 4. LÂTİN ALFABESİ:

    * HARF İNKILABI’NDAN SONRA KULLANILMAYA BAŞLANMIŞTIR.

    * 29 HARFLİ OLUP, 8 ÜNLÜ VE 21 ÜNSÜZ VARDIR.

    * HER HARF, AYRI BİR SESİN KARŞILIĞIDIR.

    * HARFLER, ASIL LÂTİN ALFABESİNDEN FARKLIDIR.

    * 5. KİRİL ALFABESİ:

    * ESKİ SOVYETLER BİRLİĞİ İDARESİNDE YAŞAYAN TÜRKLERE, 1937-1940 YILLARI ARASINDA STALİN REJİMİ TARAFINDAN KİRİL HARFLERİ KABUL ETTİRİLMİŞ VE BU HARFLERDEN HER TÜRK ULUSU İÇİN AYRI AYRI ALFABELER YAPILMIŞTIR.

    YAZI DİLİ - KONUŞMA DİLİ

    * 1. YAZI DİLİ:BİR LEHÇE VEYA AĞIZ ÜZERİNE KURULU ORTAK DİLİN, YAZIDA KULLANILMASI SONUCU ORTAYA ÇIKAN DİLDİR.

    * ŞİVE:BİR DİLİN METİNLERLE TAKİP EDİLEN DÖNEM-LERİNDE AYRILAN KOLLARINA DENİR. (Türkmence, Aze-rice, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe vb.)

    * LEHÇE:BİR DİLİN METİNLERLE TAKİP EDİLEN DÖ-NEMLERİNDEN ÖNCE, KENDİSİNDEN AYRILAN KOLLARINA DENİR. (Çuvaşça, Yakutça)

    * 2. KONUŞMA DİLİ:BİR DİLİN GÜNLÜK HAYATTA KO-NUŞULURKEN KULLANILAN SESLİ ŞEKLİDİR.

    * AĞIZ:KONUŞMA DİLİNİN BÖLGELER ARASINDAKİ ÖZELLİKLE SES FARKLILIKLARINA DAYALI KOLLARINA DENİR. (Ankara ağzı, Denizli ağzı, Rize ağzı, Diyarbakır ağzı, Erzurum ağzı, Kastamonu ağzı, Rumeli ağzı vb.)

    TÜRKÇENİN ZENGİNLİĞİ ve BÜYÜKLÜĞÜ

    * LEHÇE VE AĞIZLARIYLA BİRLİKTE TÜRKÇE; GENİŞ BİR COĞRAFYADA KONUŞULAN BİR DİLDİR.

    * LEHÇE VE AĞIZLARIYLA BİRLİKTE TÜRKÇE KO-NUŞAN İNSAN SAYISI; GAYRİRESMÎ RAKAMLARA GÖRE, 250.000.000’DUR.

    * LEHÇE VE AĞIZLARIYLA BİRLİKTE TÜRKÇEDE, BULUNAN KELİME SAYISI; TAHMİNİ BİR MİLYONDUR.

    * TÜRKÇE, EN ESKİ YAZILI METİNLERE SAHİP YAŞAYAN DİLLERDEN BİRİDİR.
    * BUGÜN; MOĞOLİSTAN’DAN ÇİN’E, AFGANİSTAN’DAN MAKEDONYA’YA, BOSNA -HERSEK’TEN BULGARİSTAN’A KADAR PEK ÇOK YERDE TÜRKÇE KONUŞULMAKTADIR.

    * TÜRKÇENİN KONUŞULDUĞU YERLERİN YÜZ ÖLÇÜMÜ, YAKLAŞIK 11 MİLYON KM2 ’ DİR.

    * 1989 YILI RESMÎ RAKAMLARINA GÖRE 142.500.000 KİŞİ TÜRKÇE KONUŞMAKTADIR.

    * TDK TARAFINDAN SÜRDÜRÜLEN VE TAHMİNÎ OLARAK 2020 YILINDA BİTECEK OLAN BÜYÜK TÜRKÇE SÖZLÜ-ĞÜ’NDE BİR MİLYON; BÜYÜK TÜRKİYE TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ’NDE İSE ÜÇ YÜZ BİN KELİME BEKLENMEKTEDİR.

    * TÜRÇENİN OLGUNLAŞMIŞ İLK YAZILI METİNLERİ, M.S. 8. YÜZYILDA DİKİLEN GÖKTÜRK ANITLARI’DIR.

    * TÜRKÇENİN TARİHİNİ, ALTIN ELBİSELİ ADAM MEZARI’ NDA BULUNAN BİR CÜMLELİK YAZI İLE M.Ö. 5. YÜZYILA GÖTÜRMEK DE MÜMKÜNDÜR.

    TÜRK MİLLETİNİN SOSYAL HİYERARŞİK YAPILANMASI

    * BODUN = BUDUN = MİLLET :Türk
    * ULUS:Oğuzlar (Türkiye Türkleri, Azeriler, Türkmenler, Gagavuzlar)

    Kıpçaklar (Kazaklar, Kırgızlar, Tatarlar, Hakaslar, Tuvalar vb.)


    Çağataylılar (Uygurlar, Özbekler)


    * BOY: Kayı, Bayındır, Kınık vb.
    * OYMAK = AŞİRET:Karakeçili vb.
    * OBA = KÖY
    * AİLE

    TARİHTE “MİLLET” ADINI “DEVLET” ADI OLARAK KULLANAN
    TÜRK DEVLETLERİ
    GÖKTÜRK DEVLETİ,
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ
    TÜRKMENİSTAN
    TÜRK DİLİ İNKILÂBI

    * TÜRK DİLİ İÇİN İLK BİLİNÇLİ SADELEŞTİRME GİRİŞİMİ, TANZİMAT DEVRİ’NDE YAPILMIŞTIR.

    * İKİNCİ GİRİŞİM; ÖMER SEYFETTİN VE ZİYA GÖKALP’İN ÖNCÜLÜĞÜNDE GELİŞEN “YENİ LİSAN” HAREKETİDİR.

    * ÜÇÜNCÜ VE EN KÖKLÜ, EN BİLİNÇLİ GİRİŞİM İSE ATATÜRK’ÜN ÖNDERLİĞİNDE OLUŞTURULAN “TÜRK DİL İNKILÂBI” DIR.

    ATATÜRK’ÜN DİL İNKILÂBI İLE ULAŞMAK İSTEDİĞİ HEDEFLER

    * DİLİMİZİ YABANCI ETKİLERDEN KURTARMAK.

    * KONUŞMA VE YAZI DİLİ ARASINDAKİ FARKLILIKLARI ORTADAN KALDIRMAK.

    * TÜRK DİLİNE MİLLÎ BİR GELİŞME YOLU ÇİZMEK.

    * ÖĞRETİM BİRLİĞİNE PARALEL OLARAK EĞİTİMİ MİLLÎLEŞTİRMEK.

    * ÖĞRETİMİ, MİLLÎ BİR EĞİTİM DİLİNE KAVUŞTURMAK.

    * TÜRK DİLİNİ HAK ETTİĞİ SEVİYEYE GETİRMEK İÇİN BİLİMSEL ÇALIŞMALAR YAPIP, DİLİMİZİN GÜZELLİK VE ZENGİNLİKLERİNİ ORTAYA ÇIKARMAK.

    * TÜRK DİLİNİ, MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZÜN EKSİKSİZ BİR İFADE VASITASI YAPMAK.

    * TÜRK DİLİNİ, İŞLEK VE ZENGİN BİR KÜLTÜR DİLİ DURUMUNA GETİRMEK.

    TÜRK DİLİ İLE İLGİLİ ATATÜRK’TEN ÖZDEYİŞLER
    “TÜRK DİLİ, TÜRK MİLLETİ İÇİN MUKADDES BİR HAZİNEDİR.
    ÇÜNKÜ, TÜRK MİLLETİ; GEÇİRDİĞİ NİHAYETSİZ BADİRELER İÇİNDE AHLÂKINI, GELENEKLERİNİ, HATIRALARINI, MENFAATLERİNİ; KISACA, BUGÜN KENDİ MİLLİYETİNİ YAPAN HER ŞEYİ DİLİ SAYESİNDE KORUDUĞUNU GÖRÜYOR.
    TÜRK DİLİ, TÜRK MİLLETİNİN KALBİDİR, ZİHNİDİR.”
    “TÜRK DİLİNİN KENDİ BENLİĞİNE, ASLINDAKİ GÜZELLİK VE ZENGİNLİĞİNE KAVUŞMASI İÇİN BÜTÜN DEVLET TEŞKİLÂTIMIZIN DİKKATLİ, ALÂKALI OLMASINI İSTERİZ.”
    KÜLTÜR İLE İLGİLİATATÜRK’TEN ÖZDEYİŞLER

    * “TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ KÜLTÜRDÜR.”

    * “MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZÜ ÇAĞDAŞ UYGARLIK SEVİYESİNİN ÜSTÜNE ÇIKARACAĞIZ”

    * “MİLLÎ KÜLTÜRÜN HER ÇIĞIRDA AÇILARAK YÜKSELMESİNİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ NİN TEMEL DİLEĞİ OLARAK TEMİN EDECEĞİZ.”

    * “ASIL UĞRAŞMAYA MECBUR OLDUĞUMUZ ŞEY, YÜKSEK KÜLTÜRDE VE YÜKSEK FAZİLETTE DÜNYA BİRİNCİLİĞİNİ TUTMAKTIR.”

    +rep pls
    Sponsorlu Bağlantılar
    7 Kasım 2008
    #1
  2. lan ödewim war 6 sınıfla ilgili istiom[kahretsin] pazartesi türkçe ödewim war onla ilgili[kizgin]
    :ban:
    10 Ekim 2009
    #2
  3. Dil ve Kültür İlişkisi

    Bir toplum ve milleti diğer toplum ve milletlerden farklı kılan ve ona kendine has bir kimlik kazandıran, zaman ve coğrafya içinde teşekkül etmiş maddî ve manevî her türlü değerler bütününe kültür denir. “Kültür” kavramıyla isimlendirilen söz konusu maddî ve manevî “değerler bütünü”nü ise; dil, din, sanat (edebiyat, musiki, resim, mimarî, heykel, tiyatro), folklor, âdet, örf, gelenek, tarih, ahlâk, hukuk, devlet anlayışı, askerlik, ziraat, ekonomi, spor, basın-yayın ve toplumun ortak ve temel düşüncesi (ideoloji) oluşturur.
    Dil, hemen hemen bütün kültür tariflerinde, onu teşkil eden değerler manzumesinin başında yer alır. Bu durum, dil-millet ve dil-kültür ilişkisini açıkça ortaya koyduğu gibi, aynı zamanda dilin kültürün varlığı, bütünlüğü, gelişmesi ve devamlılığındaki önemini de sezdirir. O zaman şöyle bir soru sorulabilir: Dil ile kültür arasında nasıl bir ilişkisi vardır? Dil, kültür bütünlüğü içinde nerede yer alır ve bu bütünlükteki önemi nedir?
    Öncelikle şu gerçek bilinmelidir ki, her “millet” adını taşıyan toplumun kendine mahsus bir dili vardır. Bir başka ifadeyle, millet olmanın en temel şartlarından biri ve belki de birincisi, o milleti oluşturan insanların ortak bir dile sahip olmalarıdır. Nitekim hemen hemen bütün sosyologlar, milleti tarif ederlerken dil birliğini zikretme ihtiyacı hissederler. Meselâ Ziya Gökalp göre millet; “lisanca, dince, ahlâkça ve bediiyatça müşterek olan, yani ayni terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümre”dir. Hatta Gökalp, bu tarifi biraz daha basitleştirerek milleti, -Türk köylüsünün ifadesiyle-; “Dili dilime uyan, dini dinime uyan” şekline getirir.
    Dil birliği, insanların bir arada, toplum veya millet hâlinde yaşayabilmelerinin en önemli, belki de birinci şartıdır. Dilleri farklı olan; dolayısıyla birbirlerini anlama imkânları bulunmayan insanları bir arada yaşatmak ne kadar mümkün olabilir? Birbirlerini en basit seviyede de olsa anlayamayan milyonlarca insan arasında nasıl kültürel bir birlik sağlanabilir? En basitinden bir aile düşünün. Ailenin çekirdeği ve temeli olan anne ve babanın dilleri farklı olsun. Bunlardan dünyaya gelen çocukların dili de başka bir dil. Bu insanların aynı çatı altında huzur ve ahenk içinde yaşamaları mümkün mü?
    Konfüçyus’a, “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş olarak ne olurdu?” diye sorulduğunda şu cevabı verir: “İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozuk olursa, kelimeler düşünceyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamazsa, yapılması gereken işler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”
    “Fransa’nın sınırları, Fransızca’nın konuşulduğu yerlerdir.” diyen Napolyon Boneparte, bu cümlesiyle dil-millet ilişkisini çok daha somut hâle getirir. O kadar ki, bir milletin vatanı, dilinin konuşulduğu topraklardır. Bu açıdan Yahya Kemal Beyatlı, dili, vatandan da üstün tutar. Zira ona göre, “Türkçe’nin çekilmediği yerler vatandır. Ancak (Türkçe’nin) çekildiği yerler vatanlıktan çıkar.” Çünkü vatanın “gövde ve ruhu” Türkçe’dir. Dilin millet hayatındaki önemi, sadece o milleti teşkil eden milyonların günlük hayatta birbirlerini anlamaları veya birbirleriyle iletişim kurmalarında vasıta olması değildir. Zira dili, sadece basit bir iletişim aracı olarak düşünmek veya zannetmek yanlıştır. Onun bundan çok daha önemli işlevleri vardır. Söz konusu işlevler; kültürün aynası, mahfazası, taşıyıcısı ve ifade vasıtası olması şeklinde sıralanabilir.
    Her dil, kendini konuşan milletin, yüzyıllar içinde müştereken yarattığı sosyal ve millî bir müessesesidir. Dolayısıyla dilde, kendini var eden milletin mantığı, düşünce tarzı, yaratıcılığı saklıdır. Daha açık bir ifadeyle, her bir dilin sahip olduğu kendine has yapı ve mantık dokusu, o dili konuşan millete aittir.
    Daha da önemlisi, yüzyıllar boyunca bu dili işleyen, geliştirip zenginleştiren millet, kendi tarihini ve kimliğini diline yükler. Çoğu zaman değişik sayılardaki seslerden teşekkül etmiş basit mânâlı birlikler olarak gördüğümüz kelimeler, gerçekte o kelimelere hayat veren milletin kültür atomcuklarıdır. Her birinin içinde de o milletin kültürüne ait büyük değerler saklıdır. Zevklerimiz, ihtiraslarımız, hüzünlerimiz, sevinçlerimiz, ideallerimiz, dünya görüşümüz ve hayatımız, zamanla kelimelerin mânâ, duygu, çağrışım ve ses dünyasına siner. Öyle ki, bir kelime bir tarih, bir kültür olur. Kelimeler üzerinde tek tek düşündüğümüzde veya dilimizden beş-on kelimeyi atmaya kalkıştığımızda, bu hususu çok daha iyi anlarız.
    Nitekim Atatürk, dil ile “millî his” arasında çok yakın ilişki görür. “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişâfında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.”
    Üstelik milletler, bütün kültür değerlerini çok büyük ölçüde dillerine yüklerler. Asırların ötesinden süzülüp gelen kültür değerlerimizi, ancak dilin taşıyıcılığı vasıtasıyla sahip olabiliriz. Türkülerimizi, şarkılarımızı, ninnilerimizi, manilerimizi, atasözlerimizi yüzyılların ötesinden bize getiren kimdir? Bu açıdan kültür değerlerini dünden bugüne, bugünden de yarına taşıyabilmenin, geniş kitlelere mal edebilmenin en sağlam, en emin, en kalıcı yolu dildir. Hele bu değerler yine dil vasıtasıyla, insanın önemli icatlarından biri olan yazıya geçirilirse, çok daha kalıcı olacaktır. Bir düşünün, eğer Ahmet Yesevî ve Yunus Emre ilâhî aşkını, Süleyman Çelebi Hz. Peygambere olan sevgisini, Karacaoğlan beşeri aşkını, Fuzûlî yalnızlık ıstırabını, Mehmet Akif, vatan, millet ve istiklâl sevgisini dile dökmemiş olsaydı neler kaybederdik? Neler kaybederdik, Orhun Âbideleri, Dede Korkut Hikâyeleri, Divan-ı Lügat’it-Türk, Kutadgu Bilig, Atabet’ül-Hakayık gibi kültür çınarlarımız, ecdadımız tarafından dil ve yazının emin ellerine emanet edilmemiş olsaydı? İşte bu noktada dil, hem kültürün mahfazası hem de onun geniş kitlelere yayılması ve gelecek nesillere taşınmasında en sağlam ve en emin bir kültür köprüsüdür.
    Özetle dil, toplumları millet kılan en temel ve en hayatî kültür değerlerinden birisidir. Bunun da ötesinde dil, milletin kültürünün kendinde yansıdığı bir ayna, kültürün kendinde saklandığı ve korunduğu bir mahfaza, kültürün ifade vasıtası ve geniş kitlelere taşınması veya gelecek nesillere aktarılmasında en sağlam ve sağlıklı bir köprüdür.
    24 Ekim 2010
    #3
soru sor