Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız -2

İsimli konu WH 'Makaleler' kategorisinde, orjinal2.0 üyesi tarafından 10 Haziran 2008 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız -2. Çaresizliğin batağında Geçmiş yıllardaki başarısız girişimler, bazen insanı çaresizliğe sürükler. Çaresizliğin getirdiği atalet nedeniyle, zamanla kişi... Düşünce Gücünü Arttırmanın Yolları Bileğinizin gücünü gösterin! ...

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Çaresizliğin batağında
    Geçmiş yıllardaki başarısız girişimler, bazen insanı çaresizliğe sürükler. Çaresizliğin getirdiği atalet nedeniyle, zamanla kişi daha da derinlere batar.

    “Ne yapsam boş! veya “Neye yarar ki?” deyip kendinizi mücadeleden uzak tuttuğunuzda, sorunlar daha da büyüyerek üstünüze gelir. Yapılan her işin çözüme az veya çok bir katkısı vardır. Hiçbir şey boşa gitmez.

    “Bu işte bir bit yeniği var” düşüncesi ile uzak durduğunuz bir konuyu yakından incelediğinizde riskler ve fırsatlar somutlaşır ve daha akılcı kararlar alabilirsiniz.

    Size “Bu işin sonu yok.” dedirtecek kadar kötü giden işler, bir yol ayrımından sonra birden düzelebilir.

    Bazen olayların akışı ve dünyanın gidişi karşısında “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…” diyecek ölçüde çaresiz kalabilirsiniz. Ancak düşündükçe, tartıştıkça ve okudukça çaresizlikten ve hayata seyirci kalmaktan kurtulursunuz.

    Kariyer katilleri
    Bazı ön yargılar ve düşünceler, kişinin girdiği işte başarılı olmasını ve yükselmesini zorlaştırır. İlk bakışta haklı ve gerçek görünse de bu kariyer katili sözlerden uzak durmak gerekir. Çeşitli gerekçelerle iş ritmini düşüren ve kendini işe vermeyenler, yıllarını boşa harcamış olur. Oysa bir atasözümüzün vurguladığı gibi “Sen işi bırakmazsan, iş seni bırakmaz.”

    Kariyer katili şu sözlerden uzak duranlar, başarıyı daha kolay yakalar:

    Ben yetkili değilim: Bürokratik ve hiyerarşik şirketlerde bu söz doğru olabilir ama günümüzde yükselmek için yetki talebinde bulunmak gerekiyor. Şirketin sorunlarına kafa yorduğunuzda siz de iyi çözümler bulabilirsiniz.

    Zaten kimse iyi çalışmıyor! İşine kendini vermeyenleri değil, iyi çalışanları örnek aldığınız takdirde daha hızlı yükselirsiniz.

    Bu paraya bu kadar çalışma çok bile! Ücretiniz gerçekten düşük olabilir ama siz işinizin vitesini bilerek düşürdüğünüz takdirde işyerinin zararı çok sınırlı olur, esas zararı siz görürsünüz!

    Bu işyerinde motivasyon yok! Siz kendinizi başarıya odaklayamazsınız, hiç kimse bunu başaramaz. Başkalarından bir güdüleme beklemeden siz elinizden gelen her şeyi yapmak zorundasınız.

    Sistem bozuk! İşyerinde çalışma ve üretim sisteminin düşündüğünüz kadar iyi olmaması durumunda siz yine de kendi görevinizi en iyi şekilde yapmaya bakın. Sistem ileride düzelir ama sizin kaybettiğiniz yıllar bir daha geri gelmez.

    Müdürüm ne dediyse yaptım: Yalnız verilen işi yaptığınız takdirde yeni beceriler edinmeniz zorlaşır. Müdürün istediklerini yine yapın ama sizin de kendinize göre bir kariyer planınız ve yol haritanız olsun.

    Nedense hiçbir işimi beğenmiyorlar: Aile yuvasından kanatlanıp bir işe giren herkes ilk yıllarda buna benzer duygularla boğuşur. Siz çevredeki insanlar yerine işinize yoğunlaşın. Ayrıca bu kadar kırılgan olmanıza da hiç gerek yok.



    Girişimcinin söz tuzakları

    “Ah biraz sermayem olsa!” görüşüne kapılanlar, iş fikri geliştirmeyi ihmal eder ve erteler. İş fikrinin ve proje üretme becerisinin eksikliği ise sermaye bulmayı zorlaştırır. İş kurduktan sonra “Küçük olsun benim olsun.” düşüncesine tuzağına düşenler, stratejik işbirliği ve ortaklıklara soğuk bakar ve kurduğu iş hep güdük kalır. “Denetim hep bende olmalı” endişesi ise profesyonel yöneticilere yetki devrini önler. Girişimci her işe yetişemeyeceği için işler karışır.

    İşinde “Ayağını yorganına göre uzat” atasözünü şiar edinenler, işini hiçbir zaman büyütemez. Çünkü küreselleşme döneminde ancak mevcut imkânları sonuna kadar zorlayanlar ve imkânları yoktan var eden girişimciler ayakta kalabilir.

    Sürekli olarak “Çinliler bizi mahvediyor.” diyerek dış rekabetten yakınanlar ise, işine yeniden yapılandıracak moral ve cesareti kendinde bulamaz. “Bu kafa ile AB zor!” zihniyeti ise, müktesebata uyumu başarılamayacak bir iş gibi görür ve havluyu atar.

    Girişimcinin şirketinde çalışanların bir zamanların “Bizde size göre mal yok” veya “Alacaksınız indireyim” türü müşteriyi küçümseyen sözlerin benzerlerini kullanmaları da satışları bıçak gibi keser.



    İletişim ve diyalogdaki parazitler

    Konuşma sırasında karşısındakine “Anladın mı?” demek onun kavrayışını küçümseme anlamına gelir. Bunun yerine “Anlatabildim mi” sorusunu sormak daha iyidir. Diyalog sürerken “Sen zaten hep böylesin” çıkışı ise, geçmişteki bir kuyruk acısının belirtisidir ve sağlıklı iletişimi anında koparır.

    Kişiliği ve fikirleri zayıf olanlar en ufak bir tartışma sırasında “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? sorusuyla makamını, karşısındakini ezmek için kullanır. Tartışmalarda “Sen kim oluyorsun ki…” sözünden medet umanlar da aynı hatalı davranış içindedir.

    “Paran kadar konuş” sözünde zenginliğin, “Sen gelirken, ben gidiyordum.” sözünde nüfus cüzdanının eski olmasının sahte gururu ön plana çıkar.

    “Ben sana gösteririm!” tehdidinde intikam ama aynı zamanda çaresizlik duyguları gizlidir.

    Karamsar kehanetler yapmayı huy edinenler ise işlerin kötüye gitmesini çözüm çabalarına katkıda bulunmadan, sinsice bekler. Onların en büyük zevkleri felaket anında “Ben demiştim” diye öğünmektir.



    Bencillik ve gaflet döngüsü


    “Bize bir şey olmaz” ve “Biz farklıyız” sözü ile yaklaşan riskleri göz ardı edenler, mutsuz son kapıyı çaldığında “Ben nereden bilebilirdim ki?” sözüne sığınmaktan başka bir iş yapamaz.

    “Bana ne” veya “Bana göre hava hoş” diyerek bencilliğin ataletini seçenler, zor günlerde etraflarında kimseyi bulamaz. “Bu bizim sorunumuz değil” ve “Boş ver abi ya!” nihilizmi ile kendi küçük ve boş dünyalarında pinekleyenlerin sonu da yalnızlıktır.

    Vasatlığı standart olarak kabul edip “Beşten şaşma, altıyı aşma” ilkesini uygulayanların kendi hayatı da başkalarının sıradan davranışları ile çirkinleşir.

    Çevresindekilere “ Her ortamda ortalarda dolaş ki sana bir sorumluluk verilmesin” öğüdünü verenlerin işlerin sahipsiz kalmasından yakınmaya hakları yoktur.



    Zirvede falsolu sesler

    Yönetim kademelerinde edilen bazı sözler, işyerindeki üretim heyecanını ve mükemmellik tutkusunu zayıflatır. Bazen de beden dilinin dudak bükmek, burun kıvırmak ve elinin tersiyle itmek gibi ifadeleri, kötü sözlerden daha kırıcı olabilir. Yöneticilerin şu sözleri, çalışanların işyerine bağlılığın azaltır:

    Konuyu komisyona havale edelim: : Alınacak önemli kararları komisyona havale etmek işleri sürüncemede bırakır. İngilizler, bu yöntemi “analiz yolu ile felç etme” (paralysis by analysis) diye nitelendirir.

    Sorumluları cezalandıracağım: İyi bir yönetici, işyerindeki bir aksaklığın en büyük sorumluluğunun kendisinde olduğunu bilir.

    İşler kötüleşince küçülmek gerek: Rüzgâr tersten esince önlem almak gerekli tabii. Ancak böylesi dönemlerin atılım yapmak için en iyi dönem olduğunu unutmadan. Konjonktüre direnen ve tanıtımına, yeni ürünlere ara vermeyen şirket, işler düzelince iki adım önde olur.

    Bu elemanı gözüm tutmadı: Kişileri sempatik olup olmadıklarına göre değil de performansı ile değerlendirmeyen yöneticilerin etrafını evet efendimciler sarar.

    Aynı gemideyiz: Yönetici bu sözü bilanço zarar yazmaya başladığında ve yumurta tam kapıya geldiğinde söylerse, kimse özveri göstermeye gönüllü olmaz. Çalışanların değerini iyi günde de takdir etmek gerekir.



    Mazeretler ülkesi

    Yukarıdaki sözlerin yarattığı başarısızlık ve verimsizlik ortamında en iyi yapılan iş mazeret üretimidir. Ödevini yapmayan çocuğun “Elektrikler kesikti” ve ”Öğretmen bana taktı!” mazeretleri ile başlayan bu üretim beşikten mezara kadar sürer. Sporda her yenilginin bahanesi olarak çamur sahalar, sakatlıklar, hakemler ve şanssızlık gösterilir. Mazeretler ülkesinin politikacıları, ya “Enkaz devraldık” diyerek geçmiş dönemin yöneticilerini suçlar, ya da “Benden sonra tufan” zihniyeti ile sıkıntıları geleceğe devreder.

    Enflasyon yükseldiğinde suç ya domateste ya da yeşilbiberdedir! Bu ortamda toplum zararına işler yapanlar ise kendilerini “Ben yalnız emirleri uyguladım” mazereti ile savunur…

    Güzel, umutlu ve duygulu sözleri kullanmayı hep “Yarın“a bıraktığımız takdirde kaderimiz, insanların yaralayan sözlerimiz nedeniyle pişman olup “Keşke!“ demek olur. Ancak kötü sözler etrafta fütursuzca dolaşsa da bunların kara büyüsünü bozmak kolaydır. Çünkü yüz bin kötü sözün düğümünü bir iyi söz çözebilir…


    Referans Gazetesi
    Faruk Türkoğlu
    Sponsorlu Bağlantılar
    10 Haziran 2008
    #1
soru sor