> Mustafa Kemal Çanakkale'de.

İsimli konu WH 'Tarih' kategorisinde, ReAlWaN üyesi tarafından 5 Aralık 2007 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: > Mustafa Kemal Çanakkale'de.. Mustafa Kemal Çanakkale'de... 19. Tümen komutanı 33 yaşında genç bir yarbay Mustafa Kemal... Sonrasında Anafartalar Grup Komutanı olan... Üstün... Mustafa Kemal Mustafa kemal atatürk ün çanakkale savaşına katkısı nedir ? ...

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Mustafa Kemal Çanakkale'de...




    19. Tümen komutanı 33 yaşında genç bir yarbay Mustafa Kemal...
    Sonrasında Anafartalar Grup Komutanı olan...
    Üstün stratejik dehası ile adını "Anafartalar Kahramanı" olarak yazdıran genç bir komutan...
    "Türklerin Ata'sı" olmayı daha o günlerde ispatlamış bir lider...

    Yerinde duramayan bir vatansever

    Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Mustafa Kemal Sofya'da askeri ateşe olarak görev yapmaktadır. Bir süre gelişmeleri buradan izleyen Mustafa Kemal, daha sonra Harbiye Nezareti'ne başvurarak orduda aktif görev almak istediğini belirtir.


    Mustafa Kemal Sofya'da

    1915 Ocak'ında Osmanlı ordusunda dengeler hızla değişiyordu. Enver Paşa Sarıkamış faciasının sorumlusuydu. İstanbul'a geri dönmek üzere Yavuz Zırhlısının Trabzon'a gönderilmesini istemiş, Talat Paşa'da bu gemiyi göndermemişti. Enver Paşa, yaşanan bunca sıkıntıdan sonra, her türlü olasılık aklına gelmekte ve bunun için orduya kendisinin baş olduğunu hatırlatmaktaydı. Enver Paşa'nın İstanbul'a çektiği bir telgraf ve vekil Talat Paşa'nın imzalı onayı ile Mustafa Kemal, Tekirdağ'daki 19. Tümen'in komutanlığına atandı. (20 Ocak 1915 )

    Harbiye Nezâreti
    Tahrîrât Dairesi
    Tahrîrât Kalemi

    2617

    İrâde‑i Seniyye

    Üçüncü Kolordu'da yeniden teşkil olunan [19.] Fırka Kumandanlığı'na Sofya Ataşemiliteri Erkân‑ı Harbiye Kaymakamı Mustafa Kemal Bey memur edilmişdir.

    İşbu irâde‑i seniyyenin icrâsına Harbiye nâzırı memurdur.

    Fî 4 Rebîülevvel sene [1]333 ‑ Fî 7 Kânûn‑ı Sânî sene [1]330 / [20 Ocak 1915]

    Harbiye Nâzırı Vekili
    Talat
    Sadrazam
    Mehmed Said
    Mehmed Reşad





    Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Talat Paşa

    Mustafa Kemal, genel karargaha gelince, O'nu, doğudan henüz dönen Enver Paşa'nın yanına ¤¤¤ürdüler. Zayıf ve solgun görünüyordu. Mustafa Kemal:

    "Biraz yorgunsunuz galiba," dedi, Enver Paşa'ya.

    "Yok, o kadar değil."

    "Ne oldu?"

    "Çarpıştık, o kadar."

    "Şimdiki vaziyet nedir?"

    "Çok iyidir...'' diye cevap verdi, Enver Paşa.

    Mustafa Kemal, onu daha fazla sıkıştırmak istemeyerek, sözü kendine verilen göreve getirdi: "Beni numarası 19 olan tümenin komutanlığına tayin etmek lütfunu gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Bu tümen hangi orduda ya da kolorduda bulunuyor?"

    Enver, belirsiz bir şekilde, "Haa, evet," dedi. "Herhalde Genelkurmaydan daha kesin bilgi edinebilirsiniz."

    Mustafa Kemal bunun üzerine, Genelkurmayda oda oda dolaşarak tümenini aramaya başladı ama boş yere! Sonunda birisi O'na, büroları Harbiye Nezareti binasına taşınmış olan Liman Von Sanders ordusuna bir sormasını öğütledi. Mustafa Kemal buradaki kurmay başkanına gitti. O da:'' Bizim kuruluşlarımız arasında böyle bir tümen yok,'' diye cevap verdi. '' Ama, Gelibolu'daki 3. Kolordunun böyle bir birlik kurmayı tasarlamış olması pek mümkündür. Oraya gitmek zahmetine katlanırsanız, herhalde gerekli bilgiyi elde edersiniz.''

    Mustafa Kemal Çanakkale'de

    Yarbay Mustafa Kemal, 2 Şubat 1915'te Tekirdağ'da ''ismi olup, cismi olmayan ''19. Tümen Kumandanlığı görevine başladı. Kısa bir zaman içinde; Trakya bölgesinin gönüllü çocuklarını tümeninde topladı. 77. Alay, sadece İstanbul'dan gönderilen karma Arap askerlerinden ibaretti. Daha sonra, tümeni Çanakkale'de Maydos'a (Eceabat) nakledildi. (24 Şubat 1915) O sırada bir düşman çıkarmasına karşı Esat Paşa kumandasındaki 3. Kolordu sahilde gerekli tertipleri almıştı.


    Mustafa Kemal Gelibolu'da teftiş gezisi esnasında

    Mustafa Kemal, 23 Mart 1915'de Arıburnu kıyılarını da içine alan (Maydos) bölgesi komutanı oldu. Kendisi diğer Türk kumandanlar gibi kıyı müdafaasına taraftardı. Çanakkale cephesi önem kazandığından, buradaki kuvvetler bir ordu haline getirilerek, yeni teşkil edilen 5. Ordu kumandanlığına Mareşal Liman Von Sanders tayin edildi. Mareşal, kıyı müdafaası için kuvvetleri dağıtmayıp, düşman karaya çıktıktan sonra taarruz etmek fikrinde idi. Bu maksatla kıyıdaki birliklerin bir kısmı toplanmıştı.

    Bu sırada Mustafa Kemal'in kumanda ettiği 19. Tümen'de (Bigalı -Kilya) bölgesinde toplanarak ordu ihtiyatını teşkil etti. Bu tümen, ancak ordu kumandanının emri ile kullanılabilecekti.

    Böylelikle Mustafa Kemal, 48 günden beri ikamet ettiği 19. Tümen karargahını Maydos'tan (Eceabat) Bigalı köyüne nakletti. (14 Nisan 1915)

    Bigalı köyündeki ikametgahı 9 gün sürmüş; 25 Nisan 1915 Pazar sabahının alaca karanlığında daha henüz ''güneş doğmadan'' savaşa bu köyden katılıyordu. Katılış o katılıştı. Tam 7 ay 16 gün... Artık "güneşin doğuşu" bu köyden başlıyordu...

    Tarih, 25 Nisan 1915. Düşman kuvvetleri karaya çıkıyor


    Düşman, deniz hücumu ile geçemediği Çanakkale Boğazı'nı karadan aşmanın gayretiyle hücuma kalkmış. Kilometrelerce uzaktan gelenler, hayatlarında ilk kez gördükleri bu topraklara ayak basmış, Türk'ün azmi karşısında neye uğradığını şaşırmıştır.


    Bnb. Halis Bey'in çıkartma gününe dair çizdiği cephe haritalarından biri. Üzerindeki Osmanlıca notta şöyle yazıyor;
    " 12.Nisan.1331 de 27.Alay dan iki taburun vaziyeti ve düşmanın aynı gün öğle vaktinde icra ettiği taaruzun yönünü gösterir haritadır.
    Düşman: Mavi çizgi
    Düşmanın ilk tutunduğu hat: Kırmızı kesik çizgi "

    Bu haritanın yayın hakkı Sn. Serdar Ataksor'a aittir.

    19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'e göre Arıburnu'na çıkan düşman, kısa yoldan Kocaçimen yüksekliklerine el atabilir ve Gelibolu yarımadasını ortadan ikiye bölebilirdi. Ama zaman geçiyor ve ordu komutanı Mareşal Liman von Sanders'den emir gelmiyordu. Çünkü müttefiklerin mutlaka çıkarma yapacaklarına inandığı Saros Körfezi'ne gitmişti. Alman Mareşal düşmanı yanlış yerde bekliyordu!

    Mustafa Kemal, kendi inisiyatifini kullanarak komutasındaki tümene Kocaçimen'e doğru hareket emri verdi.


    Yarbay Mustafa Kemal'in harekat güzergahı ve savaş bölgesi gösterir harita
    ATLAS dergisi Nisan 2005 sayısından alıntıdır

    Birlik hareket halinde iken önlerindeki yorucu mıntıka ve arazi şartlarından dolayı zorlandıklarını ve gittikçe yavaşladıklarını gören Mustafa Kemal kısa bir mola verdirir. Tümen Kocaçimen'de dinlenirken, Mustafa Kemal atıyla Conkbayırı yokuşuna tırmanmaya başladı ve tepeden aşağıya kaçan Türk birlikleriyle karşılaştı:

    "Niçin kaçıyorsunuz, dedim. 'Efendim düşman...' dediler. Nerede? İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Düşmanın bir avcı hattı kemali serbestiyetle ileriye doğru yürüyordu. Demek ki düşman bana, benim askerlerimden daha yakındı ve düşman benim bulunduğum yere gelse, kuvvetlerim pek fena bir vaziyete düşer olacaktı. Kaçan efrada, düşmandan kaçılmaz, dedim. 'Cephanemiz kalmadı...' dediler. Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim ve süngü taktırdım, yere yatırdım. Bu efrat süngü takıp yere yatınca, düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır."

    27. Alay komutanı Yarbay Şefik Bey, o güne ait raporunda1 bu olayı şöyle anlatır:

    "...Yukarıda da arz edildiği üzere Conkbayırı'nın ilerisindeki, 261 rakımlı tepeyi, bu tepenin önünde bulunan Ağıldere müfrezesi (27. Alay 2. Tabur 4. Bölük'ten Asteğmen İbrahim Efendi takımı) tutmakta ve düşmanın o istikametten ilerlemesini men etmekteydi. Bu müfrezenin 57. Alay'ın ulaşmasından evvel cephanesi biten bazı erleri geri çekilmeye teşebbüs ettiği esnada; 57. Alay'ın ulaşmasından önce bölgeyi ve savaş durumunu görmek ve tedkik etmek üzere o noktaya yetişen 19. Tümen Kumandanı Mustafa Kemal Bey'in emriyle ve verdiği  Mustafa Kemal Çanakkale'de. Mustafa Kemal Çanakkale'de. Mustafa Kemal Çanakkale'de. Mustafa Kemal Çanakkale'de.netle durmuşlar ve süngü takarak yaklaşmakta olan düşmana karşı mevzi almışlar. Düşman bunu görünce durmuş, 57. Alay öncüsünün yetişmesine değin 261 rakımlı tepeyi muhafaza etmişlerdir. ..."

    Arıburnu Muharebeleri arazinin çetin şartları ve taktik zorluklar nedeniyle hem komuta kademesi hem de erat için oldukça zorlu geçmiştir. Bu günlerde yaşananlar ile ilgili olarak Mustafa Kemal şunları söylüyor;

    "...
    Fakat bu taktik vaziyetininden daha mühim olan bir etken vardır ki o da herkes ölmek ve öldürmek için düşmana atılmıştı.

    ...
    Bu öyle sıradan bir taarruz değil, herkesin başarılı olmak veya ölmek kararıyla harekete susamış olduğu bir taarruzdur. Hatta ben, kumandanlara sözlü olarak verdiğim emirlere şunu ilave etmişimdir;
    <<Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir.>> "

    Mustafa Kemal, 8-9 Ağustos 1915 gecesine kadar 19. Tümen Komutanı olarak Arıburnu Kuvvetleri'ne komuta eder. Bu süre içinde gösterdiği üstün taktik değerlendirmeleri kimi zaman üstlerince onay görmemiş fakat çatışmaların getirdiği nokta O'nu istisnasız haklı çıkarmıştır. Öyle ki, kendi sorumluluğu altında bulunan Arıburnu cephesinin her noktasıyla tüm titizliği ile ilgilendiği gibi, sorumluluk bölgesi dışında kalan ama askeri açıdan önemli gördüğü cephelerden gelen haberleri de tek tek değerlendirecek ve karargah merkezine -askeri disiplin içinde- bazı üstü kapalı tavsiyelerde bulunmayı ihmal etmeyecek kadar savaşın tamamı ile alakadar bir subaydır.


    Mustafa Kemal ve Esat (Bülkat) Paşa

    Örneğin komuta ettiği 19. Tümen'in sorumluluğundaki mevzi bölgesi ile Anafartalar mevzi bölgesi sınırının kat'i olarak belirlenmesi konusundaki rahatsızlığı Kuzey Orduları Grup Komutanlığı karargahı ile ısrarlı görüşmeleri grup komutanı Esat Paşa'yı bile ayağına getirir. O günlerde Anafartalar bölgesinin başına Almanya'da süvari binbaşı olarak görev yapan, Çanakkale'de kaymakam (Yarbay) ünvanı verilen Wilmer getirilmiştir. Grup komutanlığından 19. Tümen karargahına iletilen emirlerde bu iki cephe (Arıburnu ve Anafartalar) arasındaki sınır Sazlıdere olarak belirtilmiştir. Mustafa Kemal, emirleri anlamakla birlikte Sazlıdere yatağının hangi mıntıkaya dahil olduğu konusunda bilgi talep eder. Çünkü kendince Sazlıdere'nin sahipsiz bırakılması ve sadece sınır hattı olarak gösterilmesi ilerleyen safhalarda cephede ciddi boşluklar yaratacaktır. Bu amaçla Kuzey Grup Komutanı (Üçüncü Kolordu Komutanı) Esat Paşa ile 8-18 Nisan 1915 tarihleri arasında yaptığı yazışmalardaki tartışmalar ve ısrarlı tavırlar sonucu Esat Paşa, yanında kolordu kurmayları ile Yarbay Mustafa Kemal'i karargahında ziyaret ederek durumu arazi üzerinde tarif etmesini ister.

    Bu hatırayı Mustafa Kemal şöyle anlatıyor;

    "...
    Hep birlikte Düztepe'ye çıktık. Buradan Sazlıdere ve bunun kuzey ve güneyindeki arazi ve daha ileride deniz sahili ve kuzeye doğru Suvla Limanı ve orada onu tamamlarayan düz ova içinde Tuzla Gölü ve oradan duğuya doğru yükselen tepeler ve en yüksekte Kocaçimen Tepesi bir panorama gibi görünüyordu. bütün bu saha bulunduğumuz yükse kDüztepe'den kartal bakışı ile küçük geniş bir görüş içine sığdırılabiliyordu. Gerçekten bütün sahil ve onu tamamlayan ova kısmı tamamen hakim nazarlarımız altında küçülmüş ve bize doğru olduğu gibi kuzeydoğuya doğru da kademe kademe yükselen engebeli arazi detayları gölgelere karışarak, genel görüntüsüyle çıkılmaz bir dağ yamacı halinde görülüyordu.

    Bu manzara karşısında kolordu erkanıharbiye reisi (kurmay başkanı):
    - Bu arazide ancak çeteler yürüyebilir, dedi.

    Kolordu komutanı bana dönerek:
    - Düşman nerden gelecek?
    - (Elimle Arıburnu yönünü ve Suvla'ya kadar bütün sahili göstererek) buradan!, dedim.
    - Peki, farzedelim ki oralardan gelsin ! Nereden hareket edebilecek?
    - (Tekrar elimle Arıburnu yönünden başla¤¤¤¤¤ Kocaçimen tepesine doğru bir yarım daire işaret edip) buradan hareket edecek, dedim.

    Kolordu komutanı gülerek omuzumu okşadı ve:
    - Merak etme beyefendi gelemez ! dedi.

    Meramımı anlatmanın imkansız olduğunu görünce tartışmayı uzatmayı gerekli görmedim. Yalnız, "İnşallah efendim sizin takdir ettiğiniz gibi olur" demekle yetindim.

    Düşündüğüm ve tasvire çalıştığım düşman teşebbüsleri 6 Ağustos'tan itibaren aynen gerçekleşmeye başladığı zaman iki ay evvel maruzatımı takdir etmemekte ısrar edenlerin nasıl üzüldüklerini bilemem. Yalnız fikren hazırlanmamış oldukları, düşman harekatı karşısında pek noksan tedbirlerle genel vaziyeti ve vatanı pek büyük tehlikeye maruz bıraktıklarına vakalar şahit oldu."

    25-26 Nisan tarihleri müttefik kuvvetlerinin en büyük çıkartma harekatarından birini yaşar. Fakat Mustafa Kemal ve birlikleri öylesine büyük azim ve itaatle savunma yaparlar ki düşman 5 tümenlik kuvvetleriyle bu etten duvarı geçemediği gibi sahile doğru geri çekilmek zorunda kalır. Mustafa Kemal'in o günkü çatışmaları idare ettiği mevki, o tarihten sonra KEMALYERİ adını alır.

    Çatışmalar tüm hızıyla sürmekteyken Harbiye Nezareti koridorlarında dolaşan bir emir kağıdında bu azimli ve cüretli komutanın adı geçmektedir. Evrak hızla onaylanır ve cepheye ulaştırılmak üzere haber atlısına verilir.

    Bu evrak, 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal'in Anafartalar Grup Kumandalığı'na tayin emridir.

    Harbiye Nezâreti
    Tahrîrât Dairesi
    Tahrîrât Kalemi
    830

    İrâde‑i Seniyye

    On Dokuzuncu Fırka Kumandanı Miralay Mustafa Kemal Bey On Beşinci Kolordu Kumandanlığı'na tayin olunmuşdur.

    İşbu irâde‑i seniyyenin icrâsına Harbiye nâzırı memurdur.

    Fî 15 Ramazan sene [1]333 ‑ Fî 15 Temmuz sene [1]331 / [28 Temmuz 1915]

    Başkumandan Vekili ve Harbiye Nâzırı
    Enver
    Mehmed Reşad
    Sadrazam
    Mehmed Said



    Yukarıda tercümesi yazılı emrin Osmanlıca orijinalidir.

    8-9 Ağustos 1915 gecesi, (Mustafa Kemal'in ifadesine göe) geceyarısına bir-iki saat kala Kuzey Grubu Komutanlığı'ndan aldığı bir emirle Anafartalar Grup Komutanlığı'na tayin edildiğini öğrenir.

    Bu emir sonrası Mustafa Kemal, notlarında durumu şöyle anlatır;

    "...

    Böyle karanlık ve belirsizlik içinde tanımadığımız kuvvetlerle yeni bir işin -üç günden beri üstlenen her kumandan ve kıtanın mağlubiyet ve perişanlığıyla sonuçlanan ve vatanın ya hayat veya ölümüne sebep olunabilecek mühim bir işin- başkaları tarafından başlanmış kanlı ve kaybedilmiş2 bir savaş meydanının sorumluluğunu üstlenmek o kadar basit bir durum olmasa gerek. Fakat, ben, büyük bir iftiharla bu sorumluluğu kabul ettim.

    Yirmi yedinci alay komutanı Kaymakam (Yarbay) Şefik Bey'i yerime bıraktım.3 Ona fırka (tümen) cephesine ait icap eden görüşlerimi söyledim. 24 Temmuz'dan (6 Ağustos'tan) beri devam eden muharebeler, beni üç gün ve üç gece uykusuzluğa ve sürekli mesaiye mecbur etmişti. Adeta hasta bir halde idim. ... Bunun için, fakat bundan sonra daha mühim bir sebep içinfırka baştabibi Hüseyin Bey'i beraber almak istedim.

    ...

    Binaenaleyh Hüseyin Bey'i ve bir de o gün şehit olan kahraman yaverim Mülazım Kazım Efendi'nin yerine bir süvari zabiti alarak gece yarısından yarım saat evvel 19. fırka karargahından ÇamlıTekke'ye hareket ettim. Hareketimi Anafartalar Grubu erkanıharbiye riyasetine telefonla bildirdim.

    Hareketimden evvel 19. Fırka'ya aşağıdaki vedanameyi yayınladım;

    << Anafartalar Grubu kumandanlığı'nı üstlenmek üzere şimdi hareket ediyorum. 27. alay kumandanı Şefik Bey fırka kumandanlık vekaletine tayin edilmiştir.

    Bugüne kadar bana, gayret ve fedakarlığınızla kazandırdığınız başarıyı, işbu yeni üstlendiğim vazifede dahi bana olan muhabbet ve itimadınızla tamamlayacağıma büyük güvenle sizinle veda ediyorum.>> "


    Önde ortada Şefik Bey ve solunda Binbaşı Halis Bey
    Resmin yayın hakkı ÇANAKKALE MUHAREBELERİ VE İSTİKLAL SAVAŞI GAZİLERİNDEN BİNBAŞI HALİS ATAKSOR RESMİ WEB SİTESİDİR. sitesi sahibi Serdar Ataksor'a aittir.
    Özel izinleriyle burada yayınlanmaktadır.

    Mustafa Kemal ve Anafartalar Muharebeleri

    Mustafa Kemal ve subaylarının 23.30 civarı başlayan gece yolculuğu saat 01.30 civarı son bulur. Anafartalar Grup Kumandalığı karargahını oldukça zor bulmuşlardır. Bu, bölgede bulunan kuvvetlerin irtibatlarındaki sağlıksız durum ve dağınık yerleşimden kaynaklanmıştır. Karargaha ulaştığında da karargah subaylarından hem emirleri altındaki birliklerin kesin noktaları hem de düşman kuvvetlerinin yerleşimi ve miktarı hakkında kesin bilgiler alamamıştır. Gecenin kasvetli kokusuna, kendisine ciddi rahatsızlık veren bu belirsizlik de dahil olunca fena halde canı sıkılır.

    Sabaha doğru, saat dörde gelirken aşağıdaki emri iletir;

    Telefonla
    Beşinci Ordu Kumandanlığı'na
    Kuzey Grubu Kumandanlığı'na
    Bilgi amacıyla
    Kocaçimen dağında Fırka 4, 8, 9'a
    Fırka 7, 12'ye

    Gümbürdekbayırı güneyinden

    8/9 Ağustos 1915 saat 4 evvel

    1- Anafartalar Grubu kumandanlığına tayin edildim. Şimdi kumandayı üstlendim.
    2- Onikinci Fırkanın Mestantepe ve Yedinci Fırkanın Damaçılıkbayırı istikametinden tarruzuna dair 26 Temmuz 331 (8 Ağustos 1915) öğleden sonra saat 5'te eski grup kumandanı tarafından taarruz emri verilmiş olduğuna göre Kocaçimen-Conkbayırı hattında bulunan fırkalar başlangıçta sözü geçen taarruzu temin ile kolaylaştıracaklardır.
    3- Kumandanlar bu emrin gelişi anındaki vaziyetlerini ve tertibatlarıyla bulundukları mıntıkaları bana bildireceklerdir.
    4- Raporlar Büyük Anafarta köyünün iki kilometre kadar kuzeydoğusundaki Çamlıtekke'ye gönderilecektir.

    Anafartalar Grup Kumandanı
    M. Kemal


    Cephede ciddi bir haberleşme ve gözlem eksikliği yaşanmaktadır. Gelecek haberler her noktada hassaiyetle ve ciddiyetle gözden geçiriliyor olsa da savaş psikolojisinin gerginliği ile kimi zaman haberciler yanlış yönlere at sürüyor, kimi zamansa düşmanın kıyıya boş yanaşıp boş ayrılan nakliye gemileri karargah merkezlerine yeni çıkartma haberleri ulaşmasına neden oluyordu. Bu aksaklıklar, her saniyenin önemli olduğu bir savaş meydanında ciddi zaman kayıpları demekti.

    Mustafa Kemal, daha net sonuçlar elde etmek maksadıyla durumu değerlendirdiğinde önünde iki seçenek görür;

    1. Ağıldere, Conkbayırı ve Kocaçimen mıntıkalarında yerleşik bulunan düşman kuvvetlerinin yan ve gerisine taarruz etmek,

    2. Conkbayırı'ndan taarruz etmek.

    İlk seçenek zaten bir süredir uygulanan, daha doğrusu uygulanmaya çalışılan savaş planıdır. Düşman bir süredir bu bölgede mevzilenmiş olduğundan tahkimatı sağlam, arkasında her an hazır yedek kuvvetlerle adeta çakılmışcasına durmaktadır. Üstelik bu plan uygulandığında kuvvetlerin bir yanı denize yani düşmana, düşman donanmasına açık olacaktır. Bu planın başarızlığa uğraması demek, düşmanın önünü açmak demekti.

    İkinci seçenek olan direkt hücumun uygulanması daha zorlu idi aslında. Çünkü böyle yerleşik ve sağlam duran düşman cephesini yarmak yada geriletip denize dökmek çok güç bir işti. Fakat bu saldırı ile hiç olmazsa mevcut bölgeyi kontrol altına alacağını düşünüyordu. Başarısız olunsa dahi geriden gelen birliklerle cephe takviye almaya imkan bulacak, hele bir de kazanırlarsa bölgeye hakim tepeleri ele geçirmiş olacaklardı.


    Liman Paşa ve Mustafa Kemal

    Çamlıtekke'de bu görüşlerini paylaştığı 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders (Liman Paşa) dikkatle dinledikten sonra şunu söyler;

    - Harekatın sorumluluğunu kabul eden sizsiniz. Kesinlikle tasarılarınız üzerinde tesir yapmak istemem. Akla gelen konuları görüş olarak söyledim.

    Böylece Mustafa Kemal'in Conkbayırı taarruzu planı uygulamaya geçirilir.


    Conkbayırı Taarruzu 28 Temmuz 1331 (10 Ağustos 1915)


    Conkbayırı'ndan Anafartalar ovasının bugünkü görünüşü

    Mustafa Kemal, geceyi uykusuz ve rahatsız geçirir. Nasıl rahatsız olmasın ki?... Cepheden gelen yanlış bilginin yarattığı huzursuz zaman kayıpları, günlerce süren savaşın yıprattığı sinirler, kısmen alınan iyi haberlerin dışında çeşitli cephelerden ulaşan başarısız hücumlara ait bilgiler, destek için istediği 41. Alay'ın hala ulaşmamış olması ve en kötüsü de üzerinde ısrarla durduğu taarruz planının başarısızlığa uğrama ihtimali...

    Ve gün ağarmak üzereyken hazırlanıp çadırından çıkar...

    "...

    Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anı idi. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra, ortalık tamamen ağaracak ve düşman, askerlerimizi görebilecekti.

    Düşmanın piyade ve mitralyöz ateşi başlarsa kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı nizamda duran askerlerimiz üzerinde bir defa patlarsa hücumun imkansızlığına şüphe etmiyordum. Hemen ileri koştum. Fırka kumandanına tesadüf ettim. O da ve her ikimizin refakatinde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik. Gayet seri ve kısa bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki;

    - Askerler, karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız !

    Kumandan ve zabitlerime de işaretime askerlerin dikkatini çekmelerini emrettim.

    Ondan sonra hucüm safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretimi verdim.

    Bütün askerler, subaylar, artık herşeyi unutmuşlar, nazarlarını, kalplerini verilecek işarete bağlı bulunduruyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslan gibi bir saldırıyla ileri atıldılar. Birkaç saniye sonra düşman siperleri içinde ilahi bir bağırtıdan başka birşey işitilmiyordu: Allah Allah Allah Allah !...."

    Bir kırbaç işaretiyle başlayan taarruz müthiş bir gürültü, etrafa dağılan kan ve barut kokuları, gökten yağan ceset parçaları, İngilizce haykırışlara karışan naralar, top ve kılıç sesleri, seken şarapnellerin çınlamaları ile tam dört saat sürer.

    Peki taarruz sonucu ne olur?

    23 ve 24 üncü alaylar Conkbayırı'nı tamamen düşmandan temizler. 28. Alay Şahinsırt'ın en yüksek tepesini ele geçirir. Bu da yetmez, Sarıtarla ve Ağıldere mevkiinde önüne denk gelen düşman kıtalarını hezimete uğratır.

    Conkbayırı ele geçirildikten sonra bile düşman pes etmez. Karadan sahra topları ve denizden donanma topçularıyla seri atışlar yapar askerimiz üstüne.

    Gökyüzünden şarapnel ve demir parçaları yağmaktadır. Koca gövdeli donanma toplarının göğü yırtarak gönderdiği mermiler toprağa hızla saplanıp metrelerce ilerledikten sonra müthiş bir gürültüyle patlıyor, bulunduğu yerde kimi ve neyi denk getiriyorsa yukarı fırlatarak parçalıyor ve yeryüzünde büyük, kanlı delikler bırakıyordu. Heryer şehitler ve yaralılarla doluydu.


    Mustafa Kemal, kırbacıyla başlattığı bu şanlı hücumu, bir gözetleme noktasından izlemekteydi;

    "...

    Muharebe meydanında cereyan eden haliseyrederken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Vücuduma nüfus edemedi. Yalnız derince bir kan lekesi bıraktı. (bu saat enkazını daha sonra bugünün hatırası olmak üzere Liman Paşa'ya verdim. O da, aile asalet armasını içeren kendi saatini bana verdi.)"

    O an, Mustafa Kemal acıdan, etrafındakiler de telaşlı bir meraktan başka ne hissetti bilinmez ama bugün bu anıyı okuyan bizler sadece "Allah'a şükür" diyebiliyoruz. Cenab-ı Hak o günün Yarbay Mustafa Kemal'ini ulusuna bağışlamış, O'na "Atatürk" olmanın yolunu açmış, daha yapacak çok işi olduğunu göstermişti belli ki...

    Öğleye kadar aralıksız süren bu kanlı ve çetin hengame Gelibolu topraklarına dost ve düşman bedenlerini istifledi birer ikişer... Kimi tüfeğiyle birlikte bedeninden ayrılan koluna üzüldü, kimi yarımlanan bacağına... Ama koşabilen ve ateş edebilenler durmadılar hiç. İçlerinden Kur'an oku¤¤¤¤¤, önüne, arkasına, sağına soluna bakmadan koştular, vurdular, vuruldular...

    Saat 12:15'te Yarbay Mustafa Kemal, "düşmanı mağlup eden üstünlüğümüz değil müthiş ve seri bir darbe halinde gerçekleşen saldırımızdı" düşüncesiyle cepheye şu emri gönderir;

    " Taarruzu kesiniz. Conkbayırı ve Şahinsırt'ın batıya en hakim noktası daima elde bulundurulacak surette kıtalarınızla işgal ettiğiniz hattı tahkim ediniz.

    Anafartalar Grubu Kumandanı
    Mustafa Kemal"


    Sekizinci tümen birlikleri hala devam etmekte olan yoğun düşman ateşi altında ele geçirdiği bölgede siperler kazarak yerini sağlama çalışırken Mustafa Kemal karargaha dönmek üzere yola çıkar. Üzerinde ısrarla durduğu plan son derece başarılı olmuş, haftalardır süren cılız ve başarısız saldırıların intikamı alınmış, Kemal'in askerleri bir kez daha kazanmıştır...

    Bu taarruzu izleyen günlerde düşman kuvvetleri Türk hatlarına ait siperlere birkaç kez hücuma kalkmışsa da Mustafa Kemal komutasındaki birliklerin üstün çabaları, eksilen ve zayıflayan birliklere süratli tavkiyeler gönderilmesi ile her defasında ciddi kayıplar vererek duraklamak, kimi zamansa geri çekilmek zorunda kalır. Bu saldırılardan biri Osmanlı istihbarat kayıtlarına şöyle geçer;

    Şube: 2
    4482

    Matbûât Müdüriyet‑i Umumiyesi'ne

    Çanakkale Cephesi'nde:

    Düşman 13–14 Ağustos['da] Anafartalar mıntıkasında yapdığı taarruzlarını 15 Ağustos'da tekrar etmişdir.

    Düşmanın bu son üç günlük taarruzları hâssaten mu‘annidâne bir suretde cereyân etmiş ve neticede kâmilen ve zâyiât‑ı azîme ile tard edilmişdir. Merkezde bazı siperlerimize girmiş olan düşman kuvvetleri mukabil hücumlarımızla cümlesi süngüden geçirilmek suretiyle mahv edilmişdir.

    Düşman bu iki gün zarfındaki muharebâtda on bin maktûl vermişdir. Zâyiâtımız bi'n‑nisbe pek azdır.

    Tayyârelerimiz düşman mevâzi‘iyle ordugâhlarına te’sirli bombalar atarak bu muharebâta iştirâk etdiler.

    15 Ağustos [1]331 / [28 Ağustos 1915]

    Karargâh‑ı Umumî
    İstihbarât Şubesi Müdürü
    Erkân‑ı Harb Binbaşı
    Seyfi


    10 Aralık 1915 Cuma günü Mustafa Kemal, yorgun bedeninde taşıdığı sağlık sorunlarını ileri sürerek grubunun emir ve komutasını 5.Kolordu Komutanı Fevzi Paşa (Mareşal Fevzi Çakmak)'a bırakarak Çanakkale cephesinden ayrılır.


    10 aylık Çanakkale görevi O'na yeni bir ünvan daha kazandırmıştır;

    Anafartalar Kahramanı




    İstanbul'a dönen Mustafa Kemal'in askerlik hayatı 1916'da Bitlis ve Muş, 1918'de Halep'te düşman saldırılarını durdumasıyla devam eder.

    Ve sonra Türk milletinin KURTULUŞ SAVAŞI yine O'nunla başlar...


    DİPNOTLAR:
    1Bu raporun tamamını paylaşma büyüklüğü gösteren Bnb. Halis Bey'in torunu Sn. Serdar ATAKSOR'a saygı ve şükranlarımı sunuyorum.
    2Bu kısımın altı Mustafa Kemal'in not defterinde de kırmızı kurşun kalemle çizilmiştir.
    3Yarbay Şefik Bey, Yarbay Mustafa Kemal'in yerine 19. Tümen'in başına geçtiğinde bölümümüzde kısa özgeçmişi bulunan 3. Tabur kumandanı Binbaşı Halis Bey de 27. Alay Kumandanlığı'na atanır.

    KAYNAKÇA:

    1. Mustafa Kemal, Anafartalar Hatıraları, Arma Yayınları (Çanakkale Hatıraları)
    2. Şefik Bey (AKER), Arıburnu Raporu
    3. Çanakkale Valiliği internet sitesi
    4. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü internet sitesi
    5. Kültür Bakanlığı internet sitesi






    Bu metin, electrica tarafından TürkYaşam.com için Çanakkale Savaşları'nın 91. Yıldönümü adına özel olarak hazırlanmıştır. Sadece bazı tarih ve yer bilgileri ile Mustafa Kemal'e ait sözler için yukarıda belirtilen kaynaklardan yararlanılmıştır. Kaynakların hak sahiplerinden gerekli izinler sadece TürkYaşam.com'da yayınlanmak üzere alınmıştır
    Sponsorlu Bağlantılar
    5 Aralık 2007
    #1
soru sor