Öğrenme Yöntemleri

İsimli konu WH 'Makaleler' kategorisinde, orjinal2.0 üyesi tarafından 19 Mayıs 2008 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Öğrenme Yöntemleri. Size problemlerini getirenlerin problemlerini nasıl çözebileceklerini gösterme yerine, onları çözme, sahibine yapılacak en büyük kötülüktür. Toplumda o... Okumayı öğrenme Yapılandırmacı Öğrenme ...

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Size problemlerini getirenlerin problemlerini nasıl çözebileceklerini gösterme yerine, onları çözme, sahibine yapılacak en büyük kötülüktür. Toplumda o kadar çok insan vardır ki, bu yanlış müdahalenin ürünü olarak ortadadır.
    Özellikle çocukların ve gençlerin çözebilecekleri problemleri yanında, bir sürü çözemeyecekleri problemlerle de karşılaşmaları doğaldır. Onları hayata hazırlayacak da aslında bunlardır. Bu çözüm yolları, karşılaştıkları fevkalede durumlarda onlara yol gösterici, ve ani olarak karşılaşabilecekleri olayların içinden de sıyrılıp çıkmalarına yardımcı olacaklardır.
    Problemlerle karşılaşıldığı anda, varsa çözümü derhal halledilmelidir, aksi halde erteleme bir hastalıktır, hem de tedavisi oldukça zor olan bir hastalıktır. Erteleme hastalığı çok kolay kapılan bir bulaşıcı, kolay elde edinilebilen bir illet, ve gerçekten de tedavi yöntemleri üzerinde henüz yeterli çalışmalar yapılamamış olmasından olacak, tedavisi hem zor, hem de uzun süren bir hastalıktır. Aslında teşhisi geç konulabilen hastalıklar sınıfına girmektedir. Fiziki, sosyal, psikolojik ve hatta biraz da ruhsal bir hastalık olduğundan, bütün birimlerin iyi bir konsultasyonundan sonra tedavisine dair ipuçları elde edilebilmekte, kurtulma çarelerine ulaşma imkanı bulunabilmektedir. Başladığımız bir iş için, çoğu zaman şartlar henüz hazır değil der ve bırakıp erteleriz; biraz sonraya, yarına, haftaya veya seneye. Gelecek ifade eden bütün kelime, deyim ve cümleler bu hastalığın ilk belirtileridir. Şartlar hazır değil dedik, peki bilmeden neden başladık ki o ise, gerekli şartları baskalarının size hediye edeceğine dair kanaati nereden ve nasıl edindiniz? Bir işe başlamanın veya başlamak için verilmesi gerekli kararın çok sağlıklı verilmiş olmasının, işin bitirilmesi ile ilgili etkisini tartışmaya gerek yok sanırım. Bu etki payının yüzde elliyi geçtiği durumlar az değildir. Karar vermeden önceki araştırma ve konuyu öğrenme safhasını uzun tutmanın kazandırdığı, kaybettirdiğinden çoktur. Karar verme ile ilgili düşüncelerimizi Mutasyon'un daha önceki sayılarında aktarmaya çalıştığımızı, erteleme hastalığını da daha sonraki sayılara bırakarak (hastalık belirtisi olabilir!) asıl konumuza dönelim.
    Hayat problemlerini kimler çözer? Öğretmen olanlar.
    Öğretmenler kimlerdir? Herkes, evet herkes bir nevi öğretmendir. Bazılarının adı öğretmen değil, ancak yaptıkları öğretmenlik, maalesef çoğu zaman tersi de doğrudur; adı öğretmen ama gerçekten bu sıfatı pek kullanabildikleri söylemek oldukça zordur.

    Hayatta olup da ben kimseye birşey öğretmedim diyen var mıdır? Yoktur elbette. İnsanlar ister istemez hem birşeyler öğrenir hem de birşey öğretir. Öğretebilmek için öğrenmek zorundadırlar. Bu öğrenme-öğretme kapasitesi, çevrelerine, bulundukları ortamların öğreticilik derece ve keyfiyetlerine göre şekillenir, bilgi sahibi olurlar ve sonunda sahiblerinin karekteri halini alırlar.
    Öğrenme ve öğretme nerede başlar? Hayatın başladığı yerde. Bu dünyaya gözlerini açan, kulakları açılan, dudakları kıpırdamaya başlıyan her varlık, öğrenmeye de başlamış demektir. Onun okadar çok öğreticisi vardır ki, çoğu zaman şaşırır kalır. Hangi sese kulak vereceğini, ne yöne gideceğini, neyin iyi neyin kötü olduğunu karıştırmaktan kendini alamaz. Nelerin öncelikli olduğuna, hangilerinin gereksiz olduğuna; kimlerin peşinden koşmayı bırakıp, kimlerin sözünü dinlemesi gerektiğini bir türlü kestiremez. Bütün bu keşmekeşlik ve karışıklık onu bilgisiz, görgüsüz ve eğitimsiz kılmaya yeter de artar bile. Evet bu çıkmazdan nasıl kurtulabilir insan? Daha doğrusu bu çıkmaza saplanıp kalmaktan, bu dipsiz kuyuya düşmekten nasıl kendimizi koruyabiliriz?
    Maalesef insan dünyaya geldiğinde kendi iradesine sahip olamadığı için, başkaları tarafından öğretilmekte ve bu ilk öğretinin de tesiri oldukça büyük olmaktadır. Ona ilk öğretilenler güzel şeyler ise, bu güzellikler yeni güzelliklerle filizleniyor, yeşeriyor ve devam edebiliyor.
    Ona ilk öğretilenler aksine kötü şeylerse; yalan söylemek, çevreyi kirletmek, yaramazlık yapmak, arkadaşına çelme atmak gibi toplum yapısını bozan şeylerse, bunlar da devam edip gidiyor çoğu zaman. Diyorum ki, ilk eğitim çok önemli, hatta kişinin ondan da önce helal süt emmiş olması çok önemli. Burada konu geliyor ve su cevabı oldukça zor olan soruya dayanıyor. Helal süt emmemiş biri, helal süt emzirebilir mi? Doğduğunda değer verilmemiş, çocukluğunda ilgilenilmemiş, iyi bir eğitim verilememiş birisi, büyüdüğünde nasıl eğitilebilecek dersiniz? Bu şekilde büyümüş biri evladını veya öğretmen sıfatıyla başkalarının evladını nasıl yetiştirecek ki? Yani bu fasit döngü nasıl ve nerede kırılabilir? Gerçekten ciddi bir şokdan baska da bu tip insanların kendine gelebilmeleri oldukça zor görünüyor.
    Her seviye ve yaştaki eğitim önemli oldugu gibi, bunların önemi yaşla ters orantılıdır. İnsan mezara kadar öğreneme ve öğretmeye devam eder. Ancak bu, en yüksek noktaya okul öncesi ve ilk okul yıllarında başlar. Daha sonralari gittikçe azalır, azalır, ve artık yavaş yavaş dışarı ile alış-verişini bitirmeye ve bir yerde noktalamaya çalışır. Çoğu zaman aldanırız; gençlik yıllarında çok şey öğrendiğimizi ve bildiğimizi sanırız. Gazetelerden, televizyonlardan ve bilmem hangi çeşit ansiklopedilerden bir sürü sey okur veya dinler dururuz. Isterseniz kendimize bir soralim. Bütün bildiklerimiz üstüste koyalım ve ne işe yaradıklarını bir sorgulayalım. Acaba hiç kullanmadığım ve kullanamıyacağımız bildiklerimiz, toplam bilgi dağarcığımızın kaçta kaçını teşkil ediyor? Orta dereceli okul yıllarında, neler öğrenmiştik neler.Neler ezberlemedik ki? Dünyanın en yüksek dağları, Afrikadaki ülkelerin şehirlerine varana kadar nüfusları, Avrupadaki bilmem hangi ülkenin eyaletinin çıkardıkları maden türleri ve miktarlari, daha neler neler. Her insanın hayatta öncelikli yapacağı işler vardır ve bunları bilmek sırasına koymak önemlidir. Kanımca en büyük yanlış burada yapılıyor; önemli-önemsiz sıralaması yapılamadan, herkes bilgini okuyor, çoğu bildiğini çalışıyor. Diyeceksiniz ki nasıl olsun? Insanlar bilmediklerini çalıp oynıyacak değil ya. Doğru, bu öncekilerden daha da kötü. Yani bilmediğini, ve bilmediğini bilmeyen okadar çok insan var ki cemiyet de, sanırım kavganın asıl odağı da budur. Iki yol var, ya en yukardan başlayıp; öğretmeneleri eğitmekle başlayıp, iyi ve kaliteli ve bilgili öğretmenler yetiştirip, okullara göndermek. Yahut da, aileleri eğitim, çocukların ilk öğrenebileceklerini düzgün ögrenmelerini sağlayıcı bir yapı oluşturmak, veyahut da, çocukların eğitimini ele alıp, temiz, dürüst, hırsızlık yapmıyacak, başkalarının da bulunduğu bir toplum halinde yaşadığının farkina varan, paylaşmasını bilen, kendi menfaatlarını ön planda tutmayan bir gençliğin yetişmesine çalışmak. Aslında, hangi kesitde olursa olsun; bu üçgenin her köşesi ayri bir öneme sahip, kendi şartları içinde değer vermeyi gerektiren unsurlardır. Aile-öğrenci-öğertmen üçlüsünün çok iyi ele alınıp, günün şartlarına göre, öğrenme ve öğretme yöntemlerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Yıllık, beş yıllık, on yıllık, yüz yıllık uygulanabilir planlarin yapılması, bu planların takip edilmesi, toplumun ve topyekün insanlığın daha iyi bir düzeye çıkabilmesi için zarüridir.
    Genç arkadaşım; öğrenmenin henüz hızlı bir tempoda seyrettiğini düşündüğüm genç arkadaşım, su önemli noktalari bir defa daha gözden geçirebilir misin?

    Bildikleriniz şu ana kadar öğrendikleriniz doğru mu? Veya onları doğru yorumlayabiliyor, onların ana fikirlerine sadık kaldığınızdan emin misiniz?

    Hayatda ana hedefiniz, yahut da hedefleriniz nelerdir? Seçtiğiniz, karar vermiş bulunduğunuz bu amaçlar doğru mu?

    Hayatın iniş çıkışlarının seni sarsmıyacak kadar sağlam bir güven duygusuna, sağlam bir temele sahip olup olmadığının bilinçinde misin?

    Kendi gidişini kontrol edebiliyor musun? Veya başkalarinın kontrolünde, iradesini veya serbest düşünce özelliğini kaybetmiş, daha da öte robot bir varlık mısın?

    Kendine veya sorumlu olduklarına ceza ve mukafat veriyor ve uyguluyor musun?

    Düzgün bir karektere sahip misin? Temel insanı değerleri kazanmış veya henüz sahip olamamış durumda olduğunu farkedebiliyor musun?

    Kendini geliştirme, yetiştirme sistemine sahip misin? Nasıl ve hangi metodları kullanıyorsun? Sahip olduklarına ve olacaklarının limitlerine dair bir fikrin varmı?
    Nekadar zamanın var ve olabilir?
    Kaç paran var veya olabilir?
    Nekadar koşuyor ve koşabileceksin?

    Toplumun nekadar içindesin? İçinde yaşadığın cemiyete katkısı olan bir üyesi misin?

    Kendini yetiştirmeye ne kadar zaman ayırıyorsun? Davranışlarını geliştirip geliştiremediğinin, onları uygulama fırsatı bulup bulamadığının bilincinde misin?

    Hayatda ne kadar risk alabiliyor, kaldırabiliyor, taşıyabiliyorsun?
    Yemek bulamıyan insanları, tedavi imkanı bulamıyan hastaları, inancını bulamıyan zavallıları düşünüp uykusuz geçirdiğin gecelerin oldumu? Kaslarının yorulduğunu, heyacandan kalbinin atişlarının değiştiğini, beyninin zonkladığını hissettiğin oldumu?

    Beklentilerin gerçekmi, netmi, berrakmı? Kaç adım veya basamakdan sonra onlara ulaşabileceğine dair bir fikrin varmi?

    Kötü davranışlarını yakaladığın oluyormu? Olup da ilgililerden özür dileyebilme cesaretini gösterebiliyor, utanılması gerekli makamları duşünüp yüzün kızarabiliyormu?

    Karşılaştığın veya sana verilen firsatlari iyi değerlendirebiliyor musun? Kaçırdıklarını sayıp hayıflandığın ve keşke dediğin oluyor mu?

    Grup çalışması yapabilecek kadar sosyal misin? Yoksa kendini tek başına bir kahraman gören bir karekterin sahibi misin?

    Öğretmenlerini, ebeveyinlerini, ve öğrencilerini tanıyan biri, kim ve ne olduğunu bilen, yaşamın neden ve nasıllarını sorgulayan, ve en onemlisi sınırlı bir mekan ve zamanın kendisine emaneten verildiği, bir ağaç gölgesinde dinlenme kadar bir ömre sahip bir canli olduğunun farkında mısın?
    Sponsorlu Bağlantılar
    19 Mayıs 2008
    #1
  2. saolllllllllllllll
    26 Mayıs 2008
    #2
soru sor