Osmanlı İmparatorluğunda Önemli İsimler

İsimli konu WH 'Tarih' kategorisinde, 'Gülümseme.' üyesi tarafından 2 Mayıs 2011 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Osmanlı İmparatorluğunda Önemli İsimler. Devlet Hatun (ölümü 1411) Osmanlı padişahı I. Mehmet'in annesi ve Yıldırım Bayezid'in eşidir. Bulgar asıllı olup, doğduğu zamanki ismi Olga'dır. Fetret... Osmanlı İmparatorluğunda Bankacılık Osmanlı İmparatorluğunda Bankacılık ...

  1. Devlet Hatun (ölümü 1411) Osmanlı padişahı I. Mehmet'in annesi ve Yıldırım Bayezid'in eşidir. Bulgar asıllı olup, doğduğu zamanki ismi Olga'dır. Fetret Devrinde öldü. Oğlunun padişahlığını göremedi. Cenazesi Bursa'da yapılan Devlet Hatun Türbesine gömüldü


    Alaaddin Ali Bey, Sultan Seyfettin Süleyman Bey’in şahadet’inden sonra Karamanoğlu Beyliğinin başına geçmiştir. 41 sene saltanatta kalmıştır. Alaaddin Ali Bey, başa geçtikten hemen sonra ilk iş olarak güney batı sahillerini elinde bulunduran ve Adana’dan Antalya’ya kadar uzanan bölgede kurulan Kilikya Ermeni Devleti ile uğraşmaya başlamıştır. Çünkü sahil limanlar, Göksu vadisi ve Mut bu devletin kontrolünde idi. Yapılan savaşlarda Alaaddin Ali Bey bir ölçüde sahili güvenlik atlana almıştır. Ancak karamanoğullarının Ermeniler ile yaptığı savaşlar, sonraki yıllarda da devam etmiştir. Osmanlılar Karamanoğulları ile aralarında ki husumet ve düşmanlığı ortadan kaldırmak ve Karamanoğullarının kendilerine arkadan saldırmalarını önlemek için 1. Murat kızı Nefise Sultanı Alaaddin Ali Bey’e vermiştir. Bu evlilikten 5 oğlu 1 kızı dünyaya geldi.. Bunlar: Mehmet, Bengi Ali, Hüsamettin Mahmut, Karaman ve Oğuzhan, kızı Hatun hanım.

    Meshur Kumandanlarindan. Ondördüncü asir baslarinda Karasi diyarinda dünyaya gelmistir. Ailenin reisi olan Isa Bey ile oglu Evrenuz Bey Karasi Beyligi ümerasindan iken bu Beyligin Orhan Gazi tarafindan feth edilmesi üzerine Osmanlilarin hizmetine geçmislerdi.

    Sehzade Süleyman Pasa'nin maiyetine verilen Evrenuz Bey onunla birlikte Kümeliye ilk ayak basan yigitler arasinda yer alip Ipsala, Malkara, Dimetoka vesair kalelerin alinmasinda son derece mühim rol oynadi. Babasi Isa Bey ise bu akinlarin birinde sehid düstü. Sehzade Süleyman Pasanin vefati üzerine Kümelide meydana gelen gerileme esnasinda Evrenuz Bey ile Haci îlbey'inin üstün gayretleri neticesinde vahim bir durum meydana gelmedi. Ayni zamanda karsi akina geçen bu kumandanlar Kesan ile Ipsala'yi zaptederek Kümeliye geçmis olan Murad Hüdâvendigar Gazi'nin iltifatina mazhar oldular. Sultan, Evrenuz Beyi Edirne üzerine yürüyen Ordunun sol koluna tayin etti ve Makedonya' daki Sirp Kuvvetlerinin üzerine gönderdi. Evrenuz Bey' i daha sonra Serez'de Akinci Kumandani olarak görüyoruz. Burasini kendisine karargâh yapan genç Kumandan Makedonyaya yaptigi akinlarla mühim kale ve Sehirleri feth ediyordu 1385 yilinda vezir Çandarli Halil Pasa ile Makedonyanin ele geçirilmesi harekâtina katildi. Bu harekâtin tamamlanmasindan sonra Hacca giden Evrenuz Gazi,dönüsünde Kosova Savasina katilmis ve Sultan Murad onun tecrübelerinden çok faydalanmisti.

    Kosova Savasindan sonra Sultan Yildirim Bayezid Han zamaninda da Haci Evrenuz Beyin fetih faaliyeti devam etti. Vadine ile Çitroz kasabalarini el egeçirdikten sonra, 1390 yilindan itibaren alti yil Arnavutluk üzerine amansiz akin hareketlerinde bulundu. Nigbolu muharebesinde ve Eflak Seferinde büyük kahramanliklar gösterdi. Evrenuz Bey Sultan Yildirim Bayezid'in ölümü ile ortaya çikan karisik devrede, önce Emir Süleyman tarafini tuttu ise de onun ölümünü müteakip bu gailelere karismamak için geri çekildi. Kendisi Kümelide iken Musa Çelebi'nin onu ve diger beyleri Emir Süleyman tarafini tutmakla suçlamasi ve tazyik etmesi neticesinde el altindan Mehmed Çelebi'ye haber göndererek Kümelide uygulayacagi siyaset hakkinda bilgi verdiler. Neticede Çelebi Mehmed bu gazi Beylerin de yardimi ile Osmanli Birligini yeniden kurmaya muvaffak oldu.

    Haci Evrenuz gazi 100 yasini geçmis oldugu halde 1417 Kasiminda vefat ederek Vardar Yenice'sindeki Türbesine defn edildi. Evrenuz Beyin buradaki türbesinden baska Cami, Medrese ve Imareti ile diger sehirlerde hayir eserleri mevcuttur. Evrenuz ailesi Kümelide "Evladi Fatihan" teskilatinin basinda olarak 19. Yüzyil ortalarina kadar gelmislerdir.
    Çandarlı Ali Paşa 22 Ocak 1387'de babası Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa'nın ölümü üzerine yerine geçerek, 18 Aralık 1406 tarihine kadar, I. Murat, Yıldırım Bayezid ve Süleyman Çelebi'nin yanında 19 yıl 11 ay vezir-i azamlık yapmış ve Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecinde önemli rol oynamış bir Osmanlı devlet adamıdir. Tarihe Çandarlılar ailesi olarak geçmiş olan ailenin mensubudur. Kosova Meydan Muharebesi'nde 1. Murat öldürüldükten sonra Yıldırım Beyazıt'ı tahta çıkaran odur. Babası gibi teşkilatçı ve kuvvetli bir idareci olduktan başka Bulgaristan'ın fethinde de mahir bir kumandan olduğunu göstermiştir. Ali Paşa, daha sonra Yıldırım Bayezid'a ve Fetret Devri'ndeki şehzadeler mücadelesinde Süleyman Çelebi'ye de vezirlik etmiş ve 1406'da vefat etmiştir. Çandarlı Ali Paşa'nın ölümüne kadar kardeşler arasındaki mücadelede üstün konumda olan Süleyman Çelebi, daha sonra kısa sürede çözülmüş ve I. Mehmet Çelebi'nin Bursa'ya girerek iktidarı ele almasına engel olamamıştır.

    Babasının hastalanarak 22 Ocak 1387'de ölmesi üzerine, Sultan I. Murat'ın Karaman seferine hareketi esnasında vezir olmuştur. Bu arada, o zamanına kadar Osmanlılarda tek bir vezir varken, Karaman seferindeki gayreti nedeniyle Kara Timurtaş Paşa'ya da vezir payesi verilmiş ve bu suretle Çandarlı Ali Paşa'ya vezir-i azam denilmiştir.
    Yıldırım Beyazıt'ın Timur ile doğrudan savaşmadan önce, çete ve müdafaa harbi yapmak suretiyle, hareket üssünden çok uzakta olan Timur kuvvetinin yıpratılmasını tavsiye etmiş ise de Yıldırım Beyazıt bu görüşünü kabul etmemişti. 1402'de Ankara Savaşı nin kaybedilmiş olduğunu gören Ali Paşa, büyük şehzade Süleyman Çelebi'yi alarak kaçmış, önce Bursa'ya, ve oradan Gemlik yoluyla Edirne'ye varmıştır.
    Çandarlı Ali Paşa, Osmanlı şehzadelerinin saltanat mücadelelerinde Süleyman Çelebi'nin vezir-i azamı olarak ve bütün idareyi kendisine bırakmış olan şehzadenin adına bir hükümdar gibi faaliyette bulunmuş ve Sivas, Amasya, Tokat tarafları hariç olarak Emir Süleyman'ın hakimiyetini Anadolu ve Rumeli'de muhafaza etmeye muvaffak olmuştur. Ali Paşa'nın 1406'da ölümüyle Süleyman Çelebi'nin taht adayı kardeşler içindeki üstün konumu bozulmuştur.
    Osmanlıların aşiret teşkilatını devam ettirmesini isteyen, hazine ve askeri teşkilatına aleyhtar olan tarihler istisna edilecek olursa, diğer yabancı ve Türk tarihçiler Çandarlı Ali Paşa'nın da yüksek kudret ve kabiliyetlerinden bahsetmektedirler. Ayrıca, Yıldırım Beyazıt zamanında, Ali Paşa'nın tavsiyesiyle, kadılara baktıkları davalardan muayyen bir ücret tahsis edilerek rüşvet almaları önlenmiştir. Tarihler değerini ve hizmetini takdir etmekle beraber Sultan Beyazıt'ı içkiye alıştırmasından dolayı kendisini kusurlu görürler.
    İznik'te Yeşil Cami adı verilen camii ile imareti, Gelibolu'da ve Serez'de camileri vardır. Çandarlı Ali Paşa'nın evladı olmadığından Bursa'da yaptırmış olduğu camii ile zaviyesinin mütevelliliği ve nazırlığını Bursa kadılarına bırakmıştır. Osmanlı saraylarında ve vezir dairelerinde içoğlanı adıyla hademe bulunmasını Ali Paşa ihdas etmiştir. Mezarı İznik'te babasının türbesindedir. Çok cömert olduğunu tarihler yazarlar. Bu dönemde ailenin servetinin hükümdar ailesinin servetine eşdeğer hale geldiğini de burada belirtmek gerekir.
    Orhan Gazi zamanında yaşayan Lala Şahin Paşa, Şehzade Murad'a (Sultan Murad Hüdavendigar) lalalık ederek onu yetişmesinde büyük pay sahibi oldu.!Rumeli'de büyük askeri başarılar kazandı. Orhan Gazi'nin büyük oğlu Süleyman Paşa ölünce, onun yerine beylerbeyi oldu. Rumeli'deki tüm kuvvetlere Lala Şahin Paşa komuta etti. Osmanlı tarihinde beylerbeyi ünvanını taşıyan ikinci kişidir.

    Sultan Murad Hüdavendigar zamanında Edirne, Filibe ve Zara'yı fethetti. 1363'de Edirne'yi geri almak için gelen 60.000 kişilik haçlı kuvveti, Edirne yakınına ulaştı. Osmanlı kuvvetleri bu orduya karşı koymak için yetersizdi. Lala Şahin Paşa düşmanı oyalamak için 10.000 kişilik kuvvetle, Hacı İlbey'i gönderdi. Kendisi de Edirne'yi savunmak için hazırlıklar yaptı. Hacı İlbey haçlı kuvvetlerine ani bir baskın yaparak Sırp Sındığı Savaşı'nı kazandı. Lala Şahin Paşa'nın Hacı İlbey'i bu başarısından dolayı kıskanarak zehirletip öldürttüğü söylenir. Bursa'da bir medrese, Mustafakemalpaşa'da bir cami yaptırmış olan Lala Şahin Paşa, 1376 yılında vefat etti.
    Sayıları 60 bin ile yüz bin arasında olduğu tahmin edilen büyük Haçlı ordusu Edirne'nin kuzeydoğusundan Meriç kenarındaki Sırpsındığı mevkiine gelmişti. Buradan Edirne üzerine yürüyüp Edirne'yi alacak, daha sonra Müslümanları Anadolu'dan çıkaracaklardı. Hayalleri buydu. Ve gördükleri kadarıyla önlerinde bir engel de yoktu. Çünkü yüreklerine korku salan şanlı bir devletin padişahı Sultan I.Murad büyük ordusuyla birlikte Bursa'da idi. Rumelinde bulunan Lala Şahin Paşa'nın kuvvetleri de sınırlıydı. İşte bütün bunları hesap ederek büyük bir sevinçle içip eğlenmeye koyulmuşlardı. Onların bu durumunu yakından takip eden Osmanlı Devletinin gazalarda pişmiş şanlı bir kumandanı vardı; Hacı İlbeyi. Keşifte bulunmak üzere on bin gazi dervişiyle yola çıkmış ve düşmanın konakladığı yere yakın ormanlıkta askerlerini mevzilemişti.

    Düşman sarhoş olmuştu. Hepsi kendilerinden geçmişti. Bu durumu gören Hacı İlbeyi kendilerinden on misli kalabalık düşmana hücum ederek imha etmeyi planlamış ve bu planını askerlerine şöyle açıklamıştı:

    "Arkadaşlar, düşmanımız savaşa değil, düğüne gider gibi gelmekte. Geceleri şarap içip sarhoş olmaktalar. Bunlar ordu değil, bir yığın sarhoş sürüşüdür. Bir sürü koyun, bir kurt'a birşey yapamaz ama bir kurt bir sürü koyunu parça parça eder. Hele bu sürüye saldıracak olanlar sizin gibi aslan yürekli bir alay şahbaz yiğit olursa, düşman, güneş karşısında kalmış kar gibi erir, dayanamaz. Gece yarısından sonra düşmana üç koldan, dağılmadan ve topluca saldıracağız. Bir vurup kenara çekileceğiz. Düşman bocalayacak ve şaşıracaktır. Sonra tekrar saldıracağız. Allah bizimle beraberdir. Biz buralara kadar Allah'ın ismini yükseltmek ve İslâmı yaymak için geldik. Düşmanın çokluğuna bakmayınız. Ecdadımız Alparslan koca bir orduyu mağlup etti. Krallarını da esir aldı. Ben, güneş zulmeti boğar, dünyayı nura gark ederken, Balkan dağlarının ufkunda zaferin kucak açıp bizi beklediğine inanıyorum."

    Bu konuşmadan sonra Hacı İlbeyi Mehteran'ın ceng havası çalmasını emretmiş ve yeri göğü inleten ceng havalan çalınmaya başlar başlamaz, "Bismillah, hücum!" diyerek askerlerini üç koldan hücuma geçirmişti. Sarhoş ve uyku sersemliğinde iken aniden hücuma uğrayınca neye uğradığını şaşıran düşman askerleri paniğe kapılmış ve telaştan birbirlerini kırmaya başlamışlardı. Onlar Sultan Murad'ın ordusuyla gelip hücuma geçtiğini zannetmişlerdi.

    On bin gazi dervişin kılıçlan yıldırım gibi işlemekteydi. Haçlı ordusunun büyük bir kısmı kısa bir zamanda imha edilmiş, kalanları ise can havliyle kaçışmaya başlamıştı. Macaristan kralı I.Layoş da kaçanlar arasındaydı.

    1364'te kazanılan bu zafer Anadoluda büyük sevinçle karşılandı.

    İşte Sırpsındığı'nda Haçlı Ordusunu imha eden bu namlı kumandan Osmanlı devletinin Rumelindeki fetihlerinde büyük payı bulunan Hacı İlbeyi'dir.

    1305 yılında Balıkesir'de dünyaya gelen Hacı İlbeyi'nin babası Karasi Beylerindendi. Kendisi de Karasi Beyi Dursun Beyin emirlerinden birisiydi. Hac vazifesini ifa ettikten sonra "Hacı İlbeyi" diye anılır olmuştu. Orhan Gazi zamanında Karasi Osmanlılara geçince Hacı İlbeyi de Karasi Beyi tayin edilen Şehzade Süleyman'ın maiyetine girmişti.

    Süleyman Şah ve Evranos Gazi ile birlikte Rumeli fütuhatına katılan Hacı İlbeyi, Sultan I.Murad Hüdavendigâr tahta çıkınca Rumeli kumandanı olmuştu.

    Gözüpek ve mahir bir kumandan olan Hacı İlbeyi maiyetindeki gönüllü askerlerle fetihten fetihe koşmaya başlamıştı. Sırasıyla, Dimetoka, İskeçe, Kavala, Dırama, Yenice, Dedeağaç ve Serez'i fethederek Osmanlı topraklarına dahil etti. Sultan Murad da fethedilen bu topraklara, Anadoludan müslüman aşiretleri gönderdi.

    Hacı İlbeyi Edirne'nin fethinde de bulundu ve fetihte büyük rol oynadı.

    Gazalarda pişmiş serdengeçtilerle sınır boylarında at koşturan Hacı İlbeyi, Kırklareli, Tekirdağ, Çorlu ve Kuleliburgaz'ın Osmanlı topraklanna katılışında büyük rol oynadı.

    Osmanlı Devletinin Avrupa kıtasındaki büyük fetihlerinde onun kılıcının ve maharetinin payı vardır.

    Rumeli fâtihlerinden Hacı İlbeyi 1364'te vefat etmiştir.
    Yarhisar Tekfuru Mihalis'in kızı, Orhan Gazi'nin eşi ve Muradı-Hüdevandigarın annesi.
    Asıl adı Holofira'dır; müslüman olduktan sonra Nilüfer adını almıştır. Orhan Gazi'yle tanıştığı sırada Bilecik Tekfurunun oğluyla nişanlıdır. Orhan Gazi ve adamları tarafından düğün gününde kaçırılmıştır. Bursa yöresinde yaptırdığı camilerle ve hayır işleriyle çok sevilmiştir. İsmi Bursa'da bir ilçeye verilmiştir. Kabri Söğüt'teki Orhan Gazi türbesindedir. Ayrıca Orhan Gazi 'nin Kendi Türbesi Bursa ' da Tophane (Gümüşlü) 'de bulunmaktadır
    Süleyman Gazi Orhan Gazi nin büyük oğlu olup, annesi Orhan Gazi (1281 - 1360) 1281 yılında doğdu. Babası Osman Gazi, annesi Kayı aşireti'nin ileri gelenlerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatundu. Orhan Gazi, sarı sakallı, uzunca boylu, mavi gözlüydü. Yumuşak huylu, merhametli, fakir halkı seven, ulemaya hürmetli, dindar, adaletli, hesabını bilen ve hiçbir zaman telaşa kapılmayan, halka kendisini sevdirmiş bir beydi. Sık sık halkın arasına karışır, onları ziyaret etmekten çok hoşlanırdı.
    Nilüfer Hatun dur. Yarhisar Tekfurunun kızı, Orhan Gazi'nin eşi ve Muradı-Hüdevandigarın annesi. Asıl adı Holofira'dır; müslüman olduktan sonra Nilüfer adını almıştır. Bursa yöresinde yaptırdığı camilerle ve hayır işleriyle çok sevilmiştir. İsmi Bursa'da bir ilçeye verilmiştir. Kabri Söğüt'teki Orhan Gazi türbesindedir.
    Osmanlı Devleti`nin Osmanlı Devleti, 13. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin varlığını sürdüren Türk devleti. Anadolu'da kurulmuş, sınırları tarihi boyunca çok değişmekle birlikte en geniş döneminde bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ye Akdeniz'in doğusundaki adaları, Macaristan ve Rusya'nın bazı kesimlerini, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı, Cezayir'e kadar tüm Kuzey Afrika'yı ve Arabistan'ın bir bölümünü kapsamıştır.
    Rumeli`ye, başka bir deyişle 1. Osmanlı İmparatorluğu'nun Güneydoğu Avrupa'daki topraklarının tümü.

    2. Osmanlıların Balkanlar'da kurdukları eyâletin adı. 16.yüzyıla gelindiğinde Rumeli eyâletinin kapsadığı saha günümüz Bulgaristan'ı, güney Sırbistan, Makedonya, Bosna-Hersek, Karadağ, Arnavutluk, ve Tesalya (orta Yunanistan) bölgelerini içermekteydi.
    Avrupa`ya geçişinin öncüsü ve sembolü olan şahsiyettir ve Rumeli Fatihi olarak bilinir.

    İznik (1331) ve İzmit (1337) fetihlerine katılmış, İzmit ve civarı kendisine timar olarak verilmiştir. Fethinde büyük rol oynadığı Karesioğulları Beyliği ne bey tayin edilmiştir (1335). Sırp lara karşı, Bizans `a yardıma giden Osmanlı kuvvetlerine kumanda etmiştir. Rumeli`ye geçerek Selanik `i Sırplardan almış ve Bizanslılara vermiştir (1349). Rumeli`ye ikinci geçişinde (1352), Bulgar ları Dimetoka`da yenmiştir. Bu harekatlarında Çimpe kalesi, kendisine üs olarak verilmiştir. Gelibolu başta olmak üzere Marmara `nın batı kıyısındaki şehirleri ele geçirdiyse de, Bizanslılarla yapılan antlaşma îcabı, buraları daha sonra boşaltmıştır. Eretnaoğulları Beyliği beyi Alaeddîn Eretna `nın ölümünden sonra bölgede doğan karışıklıktan istifade ederek Ankara`yı zaptetmiştir (1354). Bizans`ta imparator değişikliği üzerine, dikkatini yeniden Trakya `ya yöneltmiştir.

    Üçüncü geçişinde, Biga `da topladığı ordularını Kemer limanında gemileri yanyana koyarak Çanakkale Boğazı `ndan geçirmiş ve Bolayır `ı kendisine üs edinerek, artık Osmanlı`nın Rumeli`de yerleşmesine dönük bir politika izlemiştir. Anadolu `dan getirttiği Türkmen ailelerini Rumeli`de kurduğu köylere yerleştirmeye başlamıştır. Daha önceki harekatlarda yapılan keşifler ve edinilen bilgilerin de yardımıyla Gelibolu Yarımadası nın kısa bir sürede Osmanlı yönetimine katılması sağlanmış, daha sonraki fetihler için hareket noktası oluşturulmuştur. 1357`de Bolayır ile Seydikavağı arasında avlanırken atından düşerek vefat etmiş, Bolayır`da yaptırdığı imaretin bahçesine gömülmüştür. Kısa bir süre sonra babası Orhan Gazi`nin de ölümü üzerine tahta küçük kardeşi I. Murat geçmiştir.

    İznik, Gelibolu ve Bursa`da imaret, cami ve mescit gibi hayır eserleri inşa ettirmiştir.


    Bu makale, online kullanıcı topluluğu tarafından oluşturulan ve düzenlenen özgür ansiklopedi projesi Wikipedia'nın Türkçe versiyonu Vikipedi'deki Süleyman Gazi maddesinden kopyalanmıştır. Bu makale, GNU Özgür Belgeleme Lisansı ilkeleri kapsamında özgürce kullanılabilir.
    Kara Timurtaş Paşa, Osman Gazi'nin silah arkadaşlarından Aygut Alp'in torunudur. Babası Kara Ali Bey olup, yine Osman Gazi'nin mücadelelerine katılmış ve 1308'de kendisine verilen bir müfreze ile Apolyont Gölü (Ulubat Gölü) üzerindeki Alyos adasının zaptına gönderilmiş ve orayı sulhen alarak orada bulunan büyük bir kilisenin Rumlarca hürmet edilen papazını ailesiyle Osman Gazi'ye getirmiş, papazın güzelliği ile meşhur kızını, Osman Gazi, Kara Ali Bey'e nikahlamıştır. Hereke kalesi kuşatmasında Kara Ali Bey'in gözüne bir ok isabet ederek sakat bırakmıştır.
    Kara Timurtaş Paşa çağdaşları olan Sarı Timurtaş Paşa ve Ak Timurtaş Paşa ile karıştırılmamalıdır. I. Murat'ın Kosova'ya hareketi esnasında Anadolu muhafazasında bıraktığı ve Işıklı, Sandıklı ve Kütahya taraflarının valisi olan Sarı Timurtaş Paşa ile, Sivrihisar muhafızı Ak Timurtaş Paşa, Kara Timurtaş Paşa'dan ayrı şahsiyettirler.
    Ruhi'ye göre Kara Timurtaş Paşa Yıldırım Bayezid'e lalalık yapmış olup I. Murat'ın tahta çıkış yılında Rumeli'ye geçişinde Bayezid'le beraber Bursa'da kalmıştır. Sonradan Rumelideki fetihlere katılan Kara Timurtaş Paşa, Lala Şahin Paşa'dan sonra beylerbeyi olmuştur. 1382'de birinci defa Manastır'ı ve Pirlepe ve İştip kalelerini zaptetmiştir. Ertesi yıl da Bosna ve Arnavutluk'a akın yapmıştır. I. Murat'ın Karamanoğulları ile yapmış olduğu muharebede bu Kara Timurtaş'ın fevkalade gayreti görülerek, zaferden sonra beylerbeyliğine vezirlik de ilave edilmiştir.
    Kara Timurtaş Paşa beylerbeyliğini son zamanlarına kadar muhafaza etmiştir. Ankara Savaşı'nda -belki ihtiyarlığı sebebiyle- bizzat bulunmamış ise de, oğulları Ali ve Yahşi Beyler bulunarak Ali Bey esir, Yahşi Bey şehit düşmüştür. Kara Timurtaş Paşa 1404 Mart'ında Bursa'da vefat ederek kendi adını taşıyan semtte yaptırdığı caminin yanına gömülmüştür. Mezar kitabesinde bulunan (Melik-ül-Ümera Timurtaş bin Ali) ibaresinden beylerbeyi olduğu görülüyor.
    Osmanlı devletinin maaşlı Kapıkulu süvarileriyle Voynuk teşkilatı, yani has ahır ve çayır biçme ocakları Kara Timurtaş Paşa'nın teşebbüsüyle yapıldığı gibi, ölen sipahilerin tımarlarının erkek evlatlarına verilmesi kanunu da onun tavsiyesiyle konmuştur.
    Timurtaş Paşa'nın Yahşi, Oruç, Ali ve Umur isimlerinde dört oğlu vardı. Bunlardan en büyükleri olan Yahşi Bey, Niş fatihidir. Ankara Savaşı'nda şehit düşmüştür. Diğer üç oğlunun gerek askeri alanda ve gerek devlet işlerinde önemli hizmetleri görülmüştür. I. Mehmet Çelebi'nin ölümünden sonra oğlu II. Murat'a karşı çıkan Mustafa Çelebi hadisesinde bu üç kardeş, Sultan Murat'a sadakatla hizmet etmişler ve kriz çözülünceye kadar divanda vezir derecesiyle bulunmuşlardır.
    Tehlike hali geçtikten sonra Sultan Murat divan heyetini azaltarak Oruç Bey'e Anadolu beylerbeyiliğini, Ali Bey'e Saruhan (Manisa) sancak beyliğini verip Umur Bey'i de elçi olarak Germiyanoğlu Yakub Bey'e gönderdiği gibi, lalası Yörgüç Paşa'yı da Amasya sancağına tayin etmiştir (1423.) Oruç Paşa beylerbeyi iken devlete muhalefete kalkan İzmiroğlu Cüneyt Bey üzerine gönderilmiş ve Cüneyt'i mağlup etmiş ise de İpsili kalesine kaçtığı için yakalayamamıştı. Oruç Bey 1426'da vefat ederek yerine Anadolu beylerbeyliğine Hamza Bey tayin edilmiştir.
    Saruhan sancak beyi Ali Bey (Paşa) burada dört beş yıl bulunmuştur. 1428'de emekliye ayrılmasından sonra Manisa'da Ali Bey Camii denilen camiini yaptırdı. Vefatı bu tarihten sonradır. Vakfına oğlu Haydar Çelebi'yi ve ondan sonra diğer oğlu Cafer Çelebi'yi mütevelli koymuştur.
    Kara Timurtaş Paşa'nın hem asker hem de bilgin oğlu Umur Bey Bursa'da bir cami ve bu caminden dışarı çıkmamak üzere kitap vakfetmiştir. Bundan başka Bergama 'da medrese, Biga'da cami ve Afyonkarahisar'da bir cami ile bir medrese, Edirne'de bir mescid yaptırmış ve bunlara vakıflar tahsis etmiştir. Vakfiyesini Ocak 1455'de Türkçe tertip ettirerek Bursa'daki camiinin cephesine iki parça halinde taşa hakkettirmiştir. Umur Bey adına bazı eserler de tercüme edilmiştir. Zamanının bütün muharebelerde bulunmuş ve büyük hizmetleri görülmüştür. Aşıkpaşazade bazı tarihi olayları Umur Bey'den nakletmiştir. Ağustos 1461'de ölmüş olup, Bursa'da gömülüdür.
    Kara Timurtaş Paşa'nın ismi Bursa'nın Timurtaş semtinin isminde yaşamaktadır.

    GAZİ EVRANOS

    Evranos Ailesinin kökeni
    Oğuzların Bozok - Kayı boyundan gelmektedirler. Boz Oklu Han, Evrenosoğulları'nın bilinen en eski atasıdır. Gazi Evrenos, Boz Oklu Han'ı Vırsk Han, Kasun Han, Yoregür Han, Pranko İsa Bey, Koç Demir Han, Ozar Han ve Gündüz Alp Han adlı 7 oğlundan Pranko İsa Bey'in tek oğludur. Günümüz Evranosoğulları Gazi Evranos'un soyundan gelmektedirler.
    1302 ve 1361 yılları arasında Karesioğulları Beyliği'ne hizmet etmiş olan bu Türkmen ailesi, Orhan Gazi'nin Karesi Beyliği'ni ilhak etmesi üzerine Gazi Evrenos Bey'in Pranko İsa Bey önderliğinde Osmanlı Devleti'nin hizmetine girmişlerdir. İsa Bey'in ön adı Dimetoka 'nın altı km doğusunda Meriç nehri yakınındaki Sırcık veya Kırcık adıyla anılan ve şimdiki adı Prangi olan kasaba adından gelmektedir. Gazi Evrenos Bey ve oğulları, Osmanlı Devleti'nin Mihaloğulları, Malkoçoğulları ve Turahanlıoğulları ile birlikte ilk akıncı ailelerindendirler. İsa Bey, şehzade Süleyman Gazi ile birlikte Rumeli fetihlerine katılmış ve bir akında Bulgaristan 'ın Radovişte şehri civarında şehit düşmüştür.
    Hayatı
    Gazi Evranos Bey 1288 yılında Balıkesir'de doğmuş ve 1417 yılında Vardar Yenicesi'nde (bugün Yunanistan'ın Giannitsa şehri) ölmüştür. Evranos Bey'in asıl ismi Evren'dir. Bazı kaynaklara göre eski Rumcada "Bey" anlamina gelen "os" eki Evren Bey'e Orhan Gazi'nin kardeşi Süleyman Paşa ile yaptıklari Rumeli seferleri sırasında yöre halkına adil davranışlarından ötürü Rum yerli halk tarafından verilmiştir. Aşıkpaşazade'de ismi Evrenuz olarak geçmekte, 'Evren' ve 'Uz' kelimelerinden bileştirilmiş olabileceğini düşündürmektedir. İsmini Bizans tarihçileri Avrenezis veya Verenezis, Batılı tarihçiler de Vrenez şeklinde yazarlar. Gazi Evrenos 129 yaşına dek yaşamış dört Osmanlı padişahına hizmet etmiştir: Orhan Gazi, I. Murat, I. Bayezıt ve I. Mehmet.
    Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Gazi'nin Sultan I. Murat'ın hükümdar olup Rumeli'ye gelmesine kadarki dönemde, karşı saldırılara maruz kalarak bir süre gerileyen Osmanlılar için hasıl olan tehlikeli durum Evrenos Bey ile Hacı İlbey 'in ciddi faaliyetleriyle önlenmiştir.
    Osmanlı hükümdarı I. Sultan Murad Rumeli'ye geçtiğinde Evrenos Bey Keşan ve İpsala 'yı zaptetmiş, sonra Edirne üzerine yürüyen Türk kuvvetlerinin sol koluna tayin edilip ileri fırlayarak, doğu Makedonya 'daki Sırp kuvvetlerinin Osmanlı ordusuna yapmaları muhtemel saldırıları önlemekle görevlendirilmiştir. Evrenos Bey'i daha sonra Serez 'de akıncı kumandanı olarak görüyoruz. İkinci defa zaptedilen Serez'i kendisine merkez yapan Evrenos Makedonya'ya yaptığı akınlarla mühim şehir ve kasabaları elde etmiştir.
    Evrenos Bey takriben 1385'de vezir Çandarlı Halil Hayreddin Paşa ile Makedonya harekatına katılmış ve ikinci defa Manastır elde edilmiş ve Hayreddin Paşa ile birlikte Arnavutluk 'ta Elbasan taraflarına ve daha batıya kadar gitmiştir. Bundan sonra Evrenos Bey hacca gitmiş ve buradan dönüşte Birinci Kosova Muharebesi ne denk gelen günlere rastlamış ve bu muharebede kendisinin tecrübelerinden yararlanılmıştır.
    Kosova muharebesinden sonra Yıldırım'ın hükümdar olmasını müteakip Vodina ve Çitroz kasabalarını elde eden Evrenos Bey, 1390'dan itibaren beş, altı sene mütemadi olarak Arnavutluk'a akın yapmış 1396'da Niğbolu Savaşı nda ve Eflak seferinde bulunmuştur.
    Evrenos Bey Ankara Savaşı 'ndan sonra şehzadeler arasındaki mücadelede Süleyman Çelebi 'den sonra ihtiyarlığına binaen bu gailelere karışmak istememiş ise de Rumeli'de hükümdar olan Musa Çelebi 'nin kendisine baskı yapması üzerine el altından Çelebi Mehmet tarafını tutmuş ve Rumeli'deki harekat tarzı hakkında Çelebi Mehmet'e yol göstermiş ve onun planı üzere Çelebi Mehmet'in Rumeli'ye geçerek Sırp hududuna gelmesi üzerine diğer uçbeyleriyle beraber kendisine iltihak etmiştir. Evrenos Bey hayli yaşlı olduğu halde Kasım 1417'de vefat ederek Vardar Yenicesi'ndeki türbesine defnedilmiştir. Evrenos Bey 'in burada türbesinden başka cami, medrese ve imareti ile diğer bazı yerlerde hayırlı tesisleri vardır.
    Tarihler, Sultan Murad Hüdavendigar 'ın oğlu Yıldırım Bayezid'i evlendirdiği zaman Evrenos Bey'in düğün hediyesi olarak elbiselik kumaşlardan başka yüz genç erkek ve yüz genç kız köle ve cariye takdim ettiğini; bu yüz köleden on kölenin elinde içi altın dolu altın tepsi ve on kız cariye elinde yine içleri altınla dolu on altın tepsi bulunduğunu, diğer sekseninin ellerinde de gümüş ibrik ve gümüş maşrapalar bulunduğunu anlatır. Sultan Murad Evrenos'un getirdiği saçıyı davetine icabet eden Mısır, Karaman, Hamidoğlu ve sair elçilere verdiği gibi, bütün elçilerin getirdikleri hediyeleri de Evranos Bey'e vermiştir. Yine Evrenos'un getirdiği altınların bir kısmını elçilere, ve mütebakisini ulemaya ve fukaraya dağıtmıştır. Bu anekdot Osmanlı'nın daha ilk yüzyılında ulaştığı zenginlik derecesini ispatlaması bakımından önemlidir.

    Evranos ailesinin Osmanlı Devletine hizmetleri
    Evranos Bey'den sonra Osmanlı Devletinin hizmetinde Rumeli'de akıncı kumandanı olarak Evrenos'un oğulları İkiyürekli Ali Bey ve Evrenosoğlu İsa Bey'leri görüyoruz. Bunlardan Ali Bey babasının yanında yetişmiş ve ondan sonra Rumeli'nin meşhur akıncı kumandanlarından olmuştur. II. Murad zamanında 1430'da Selanik'in zaptında hizmeti görüldüğü gibi, Macaristan'a ve Arnavutluk'a yapmış olduğu müthiş akınlarıyla da dikkati çekmiştir. Ali Bey özellikle 1437'de yaptığı Macaristan akınından 70.000 esir ve hesapsız ganimet malıyla dönmüştür. Bundan sonra Belgrad 'ı ilk defa kuşatmış ise de Haçlı Seferinin çıkması üzerine kuşatmayı kaldırmaya mecbur olmuştur. İstanbul'un fethinde ve 1462'de Fatih Sultan Mehmet zamanında Eflak seferi nde bulunmuştur. Vefatı tarihi belli olmayıp kabri Vardar Yenicesi'ndedir. Dukas'ın ve ondan naklen Hammer ve diğer bazı tarihçilerin, Fatih'in cülusunda boğdurttuğu kardeşinin Evrenosoğlu Ali Bey eliyle olduğunu ve ertesi gün de Ali Beyi idam ettirdiği hakkında kayıtları yanlış olup, zaten uçbey olan Ali Bey'in 1462 Eflak seferinde bulunduğuna göre bu şehzadeyi boğanın başka birisi olduğu açıktır.
    Evrenos Bey'in diğer oğlu İsa Bey de akıncı sancak beylerinden olup 1434 ve 1438 yıllarında Arnavutluk harekatında ve 1443'de Haçlılarla yapılan Morova muharebesinde bulunmuştur. Haçlı kumandanı János Hunyadi'nin taarruzu esnasında padişahın huzurunda yapılan görüşmede savunma savaşı yapılmasını tavsiye etmiş ve aksi düşünceler önerenlere karşı tavsiyesi kabul edilmiştir. Vefatı biraderi Ali Bey'den sonra olup Vardar Yenicesi'ndeki türbesine gömülmüştür. İsa Bey'in de burada cami ve imareti vardır. Daha sonra Ali Bey'in oğullarından Ahmet ve Evrenos Beyler ve Ahmed Bey'in oğulları Musa ve Süleyman Beyler sancak beyliği yaparak 16. yüzyıl başlarına kadar faal hizmet görmüşlerdir. Şemseddin künyeli Emir-i Kebir Evrenosoğlu Ahmed Bey'in 1498 tarihli vakfiyesinde Vardar Yenicesi'nde cami, medrese, imaret yaptırdığı görülmektedir. Vakfına oğlu Musa Bey'i mütevelli koymuştur. Vefatı 1502 tarihinden evveldir. Evrenosoğulları ailesi Rumeli'de evlad-ı fatihan teşkilatının başında olarak 19. yüzyıl ortalarına kadar gelmişlerdir.

    Abdurrahman Gazi, Osmanlı Devleti'nin ilk kuruluş yıllarında gösterdiği yararlılıklarla ün kazanmış bir komutandır. Abdurrahman Alp diye de tanınan Abdurrahman Gazi, Ertuğrul Gazi döneminde şöhret buldu. Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemlerinde çeşitli savaşlara katıldı ve Aydos kalesini fethetti. Yakın arkadaşı Akçakoca ile birlikte Kocaeli ve Yalova'nın alınması sırasında büyük başarılar gösterdiler. Abdurrahman Gazi 1329 yılında vefat etti

    Karamürsel’in 1323 yılında fethi ile Marmara Denizi’ne ulaşan Osmanlı Beyliği, 1324 yılında Batı komşusu Karesi Beyliği’nden yardım maksadıyla Mürsel Bey komutasında gönderilen 24 gemiden oluşan kuvvet sayesinde denizlerle tanışmış ve güçlü bir Deniz Kuvvetine gidecek uzun yoldaki ilk kararlı adımlarını atmıştır.

    Mürsel Bey; denizcilik bilgisi, kahramanlığı ve denizlerdeki çatışmalarda göstermiş olduğu üstün başarıları nedeni ile Osmanlı Beyliği içerisinde haklı bir şöhrete sahip olmuş; kendisine, cesaret ve atılganlığı nedeniyle, “Kara” unvanı verilmiştir.

    Osmanlı Beyliği, Doğu Marmara’da kesin bir hakimiyet sağlayınca, deniz gücünün kurumsallaşması için çalışmalar başlatılmıştır. Karamürsel’de 1327 yılında ilk Osmanlı Tersanesi kurulmuş; burada ilk Osmanlı savaş gemisi inşa edilmiştir. Donanma hiyerarşik bir sistemle teşkilatlandırılarak, Donanma Komutanı’na, “Derya Beyi” unvanı verilmiştir. Kara Mürsel Bey, Osmanlı Devleti’ndeki ilk “Derya Beyi” olarak Türk Deniz Tarihi’nin öncüleri arasında yerini almış, ölümünden sonra isminin verildiği şimdiki Karamürsel İlçesinde ebedi istirahatine çekilmiştir.

    Akçakoca Bey Hayatı
    Kandıra, Orhan Bey zamanında 1308-1317 tarihleri arasında “Kocaeli Fatihi” adıyla anılan Akçakoca Bey tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. Akçakoca Bey; (Ö.1328 Kandıra) birçok fetihlerde bulunmuş, Osmanlı Akıncı Beyidir. Aşiret beylerinden olduğu sanılmaktadır.Akçakoca Bey, Osman Bey’in yakın arkadaşı ve komutanlarındandı. Orhan Bey’e şehzadeliğinde, lalalık yaptı. 1300-1310 arasında, Karasu’dan Karadeniz Ereğlisi’ne kadar uzanan kıyı bölgesinde fetihler yaptı. Bu sırada Orhan Bey’de, O’nun yanında savaş deneyimi kazanıyordu. Akçakoca Bey 1320 de İzmit ve çevresini fethetmek için akınlar düzenledi. Sapanca Gölü kıyılarındaki küçük kaleleri aldı. Burada üslenerek Kandıra’ya akın yaptı. Konur Alp’le birlikte Aydos ve Samandıra kalelerini Bizanslılar’dan alarak kendi askerlerini yerleştirdi. İzmit‘e yönelik akınlarını sürdürürken, Kandıra yakınlarındaki Babatepe’de öldü.


    Zamanında Bizanslılara karşı vermiş olduğu üstün mücadele ile tarihe geçmiş olan Akçakoca Bey hem bir komutan hem de bir bilge idi.Dediğim gibi ömrünü bu civarda kurmuş olduğu beyliğin başında geçiren Akçakoca Bey bugün Kocaeli’nin Kandıra ilçesine bağlı Baba Dağında yatmaktadır..Kandıra’dan Kefkene doğru giderken yaklaşık 8.ci km de hemen solunuzda kalan bu dağ aynı zamanda doğal park olarak ta korunma altına alınmıştır..İçinde geyik ve ceylanlar vardır..Eğer tepeye yürüyerek çıkmayı düşünürseniz onlardan biriyle de karşılaşabilirsiniz..


    Göğe doğru dik bir çıkıntı yapan , doğrusu doldurma ile oluşmuş gibi yaklaşık 500 metre yüksekliğinde olan Baba Dağı Karadeniz’e kıyı olan Kandıranın rakımının 25 metre olduğu düşünülürse gayet yüksek bir tepedir..Yaklaşık 30 km öteden bile bu dağı rahatlıkla görebilirsiniz..Dağ tamamen yeşilliktir..Yani ağaçlarla kaplıdır.Çoğunluğunu gürgen ve kestane ağaçları oluşturmaktadır..Çevre köylüler bu dağdan topladıkları kestaneleri satmakla önemli gelir elde etmektedirler..Buradaki gür kestane ağaçlarının kestanesi civarda aranan bir çeşittir.

    Bu tepenin adı da büyük komutan Akçakoca’dan hazretlerinden gelmektedir..Bu dağ bugün her ne kadar iletişim aygıtlarının işgal ettiği bir dağ olsa da zamanında Akçakoca’nın Bizanslılara karşı mücadelesinde sığındığı doğal bir kale idi.Buraya araba ya da yürüyerek çıkabilirsiniz. Yeni asfaltlanmış yolu dağı doğudan batıya doğru sararak yeşillikler arasından geçerek çıkar. Buraya çıktığınızda her yere hakim olduğunuzu görürsünüz..Kuzeyinizde Kerpe, Sarısu, Seyrek, kuzeydoğunuzda Kefken, Cebeci ve Karadeniz’in Karasuya doğru uzanan kıyı boyunu rahatlıkla görebilirsiniz..Güneyinde ise son yıllarda büyük gelişme gösteren Kandıra vardır..
    Civara hakim olan bu tepeye çıkıyorum..Hem Akçakoca’nın ruhuna bir Fatiha okumaya hem de civarı seyretmeye..Buraya en son 10 yıl önce çıkmıştım..Ve o zamanlar burada sadece bir mezar halinde olan Akçakoca şimdi gittiğimde ise çok güzel bir anıtla türbelenmişti. Onun yaşamına uygun ve bir benzeri olmayan anıt günümüzde sanatsal kaygılar taşımayan mimari yapıların dışında apayrı bir yere sahip olduğu izlenimini veriyordu.

    Ağucunu göğe açmış bir şekilde duran anıtın tam ortasında Akçakoca Hazretlerinin mezarı bulunuyordu.Yağan yağmurdan nasiplenen, vuran güneşten istifade eden mezar her tarafı kapalı türbelerden çok daha anlamlı geldi bana..Üzerine yeni dikilmiş güller ile tarihimizin şanlı sayfalarında imzası bulunan bu bilge askere şükranlarımızı sunuyoruz..Ve bizden beklediği hatırlamayı ve duayı ediyoruz ona..
    Anıtın çevresi gayet güzel düzenlenmiş..Ağaçların altına oturaklar konmuş.çevreyi izlemek için yapılan kulübe tarzı yerden de hem çayınızı içmeniz hem de mavi Karadeniz’le büyük bir uyum içinde olan kıyı tatil köylerini izlemeniz mümkün…Kışın Karadenizin tüm şiddetli fırtınalarını göğüsleyen bu tepeye yazın serince eser bu rüzgarlar….Ve insana doyumsuz zevkler verir..Karadeniz kıyısından kuzey doğuya doğru baktığınızda 60 km ötedeki Karasu dağlarını bile rahatlıkla görebilirsiniz bu tepeden.
    Ve özellikle bu tepeden Kerpe’yi izlemek çok müthiş oluyor..Yeşillikler içerisinde tatlı bir koya sahip olan Kerpe bir zamanlar Kefken’in bir mahallesi iken şimdilerde Kefken’den büyük ve ondan daha gelişmiş bir yer oluverdi..Turizm bu küçük mahalleyi güzel ve canlı bir tatil köyüne çevirdi..
    İşte bu Baba Dağından buraları izlemek gerçekten çok zevkli..Eğer bir gün yolunuz Kefken’e ve Kerpe’ye düşerse Kandıra’dan çıkıp yaklaşık 8-10 km sonra yanına geldiğiniz bu tepeye mutlaka uğrayınız.Hem bu değerli şahsiyet Akçakoca Efendilerinin mezarını ziyaret etmiş olursunuz hem de çevreyi farklı bir açıdan izlemiş olursunuz..
    Alâüddin Ali Bey (1357-1398): Halil Beyin oğludur. Tarihi olaylara nazaran cesur, azimli, mücadeleci bir hükümdardır. Karaman-oğullarının , Osmanlılarla olan münasebetleri ilk defa 1361’de başlamıştır. Alâüddin Ali Bey 1370 yılından önce Osmanlı hükümdarı Murad Hüdavendigâr’ın kızı Melek Hatun (Nefise Sultan) ile evlenmiştir. Bu evlilik Osmanlılarla Karamanlılar arasında bir barış dönemi yaşanmasına vesile olmuş ise de bu durum fazla devam etmemiş, Osmanlıların Anadolu’ya yayılarak Karaman hudutlarına dayanmaları Alâüddin Ali Bey’in endişe ile karışık düşmanlığına sebep olmuştur. Çünkü Osmanlilar, Germiyan-oglu topraklarinin bir kısmını çeyiz olarak, Hamid-ogullarinin bir kısım toprağını ise satın almak suretiyle topraklarina katmışlardır. Bu şekilde bir anda Osmanlilar ile hem-hudut olan Alâüddin Ali Bey, Beyşehri’ ne saldırmış ve bunun neticesi olarak ilk defa Osmanlılar ile savaşa sebebiyet vermiştir. Rumeli’den Anadolu’ya geçen I. Murad, güçlü bir orduyla Karaman üzerine yürümüş, Karaman-oğlunu mağlub ederek, Konya’da muhasara altına almışsa da, kızı Melek Hatun’ un ricası ile sulh yapılmıştır (1386). Karaman-oğlu Alâüddin Ali Bey, I.Murad’ın ölümünü(1389) fırsat bilerek, Osmanlıların Hamid-oğullarından satın almış oldukları yerleri işgâle kalktı ve aynı zamanda Anadolu’da Aydın, Saruhan, Menteşe ve Germiyan Beylerini de teşvik ederek, yeni bir ittifaka ön ayak oldu. Bunun üzerine Yıldırım Bâyezid süratle Anadolu’ya hareket ederek önce ittifakı dağıtmış, sonra Konya üzerine yürüyerek Alâüddin Ali Bey’ i Taş-eli’ ne sığınmak mecburiyetinde bırakmıştır. Bâyezid hemen hemen bütün Karaman şehirlerini zaptetmiş fakat aralarında kız kardeşi Melek Hatun’ un da bulunduğu elçilik heyetinin girişimleri ve Rumeli’deki durumun nezaketi icabi Karaman-ogluyla anlaşarak (1391), şehirlerini iade etmiş, iki devlet arasında Çarşamba Suyu hudut tayin edilmiştir.
    1396 yılında Alâüddin Ali Bey, maiyetindeki oymakları Ankara ve Bursa taraflarına göndermiş, Anadolu Beylerbeyi Sarı Timurtaş Paşa’yı esir ederek Konya’ya getirmiştir. Bâyezid bu hadiseden sonra Karaman-oğulları Beyliğine son vermek için kuvvetli bir orduyla Karaman üzerine yürümüştür. Karaman-oğlunun Timurtaş Paşa’yı hapisten çıkararak bir elçilik heyeti ile Bâyezid’e göndermesi hiçbir fayda sağlamamış, Akçay’ da yapılan muharebeyi kaybeden Alâüddin Ali Bey, Konya’ya sığınmış fakat şehir halkı tarafından Bâyezid’e teslim edilmiştir. Bu Alaüddin Ali Bey'in sonu olmuş, Osmanlılar tarafından idam edilmek suretiyle öldürülmüştür. Bâyezid'in Konya'yı almasını müteakip iki oğlu Mehmed Bey ve Ali Bey ile anneleri Melek Hatun Lâren'de ye sığınmışlar, kısa süren direnmeden sonra Lârende de Bâyezid'e teslim edilmiştir. Bâyezid’in, şehzâdeleri Bursa’ya götürerek hapsettigi veya Karaman (Lârende) teslim olunca Mehmed Bey’ i, babasinin yerine tayin ettigi hususunda ihtilaf vardir. Fakat her ne şekilde olursa olsun bu yenilgi ile Karaman-oğulları Beyliği, büyük zaafa uğramış ve bütün şehirleri Bâyezid tarafından işgal edilerek, siyasi varlığına büyük ölçüde son verilmiş, Alâüddin Ali Bey de Yıldırım Bâyezid tarafından öldürtülmüştür. Bâyezid, Alâüddin Ali Beyi öldüreni de öldürtmüştür.
    Süleyman Paşa'nın doğum tarihi kesin değildir ancak 1316 yılında doğduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Orhan Gazi'nin oğludur. Annesi Nilüfer Hatun'dur.

    İlk görevine Gerede'de yöneticilikle başladı. 1330'da İznik'in, 1337'de İzmit'in fethine katıldı. Babası tarafından İzmit ve çevresi tımar olarak kendisine verildi. 1345'te Karesioğulları topraklarının fethinde bulundu. Edincik, Biga, Lapseki ve çevresini de alarak, Karesi (Balıkesir) sancakbeyliğine atandı. 1346'da Orhan Gazi tarafından Bizans İmaparatoru Kantakuzinos'un yardımına gönderilerek iki kez Rumeli'ye geçti.

    Selanik'in kurtarılmasında Bizans donanmasına yardım etti. 1352'de Sırpları ve Bulgarları Dimetoka'da yenerek Kantakuzinos'un Edirne'ye girmesinde rol oynadı. 1353'te Anadolu'ya dönerken, yardımlarına karşılık kendisine bırakılan Gelibolu'da Çimbi kalesine asker yerleştirdi. 1354'te Rumeli'nin fethi amacıyla Gelibolu'ya geçerek Bolayır'dan Rodosto'ya (Tekirdağ) değin uzanan Marmara kıyılarını Osmanlı topraklarına kattı.

    Biga'dan göç ettirdiği Türkmenleri buralara yerleştirdi. Bursa'ya döndükten sonra aynı yıl Ankara'nın alınmasıyla sonuçlanan seferde komutanlık yaptı. 1356'da yeniden Rumeli'ye geçerek Akçaliman, Eksalimiye, Ayasoloniya kalelerini aldı. Bolayır'ı üs yaparak, akınlarını Gelibolu ve Keşan yönünde yoğunlaştırdı. Askeri başarılarının doruğundayken bir av sırasında uğradığı kaza sonucu öldü (1357).
    Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa (1305-1387)
    osmanlı hanedanı ile birlikte tarih sahnesine çıkan ve bir buçuk asırlık bir zaman içinde, en yüksek ilmiye makamını ve vezir-i azamlık mertebesini ellerinde tutan bir Türk ailesinin ilk temsilcisi olan Kara Halil Hayreddin Paşa, Osmanlı Beyliğini aşiret vaziyetinden çıkararak, yeni, planlı programlı bir devletin kurulmasına çalışmış ve muvaffak da olmuştur. Osmanlı, beylik döneminde savaş stratejisini komşu Türkmen beylikleriyle mücadele yerine, Balkanlar üzerine yapmıştır. Balkanlarda yapılan savaşlar, alınan zaferler, Bizans’ı vasal bir devlet haline getirmiş ve Osmanlı, topraklarını çok kısa bir sürede genişletmiştir. Bu büyüme ve gelişme Osmanlıyı, aynı anda savaşmak ve yönetmek ikilemi ile baş başa bırakmıştır. Dolayısıyla bu süreç; Osmanlının basit beylik yapısından kurtulması için düzenli bir devletin niteliği olan askeri, siyasi, iktisadi ve sosyal yapısal öğelerin oluşturulmasını ve gelişti-rilmesini zaruret haline getirmiştir. Özellikle I. Murad döneminde, Osmanlıdaki bu yapısal düzenleme gereksiniminin, bilinç düzeyinde algılanmasıyla İmparatorluğun temelleri şekillenmeye başlamıştır.
    Osmanlı Beyliğinin kurulmasını temin eden Ahiler; temelde İslami klişeler doğrultusunda şekillenen ve tasavvuf motiflerinin hakim olduğu bir sınıftır. Esnaf ve sanatkarlardan müteşekkil olan bu sınıf, maddi bir güce ve sosyal bir işleve sahip olduğu için devletin önemli mevkilerinde temsil edilmiştir. Ahi ricalin önde gelen isimlerinden olan Çandarlı Kara Halil, ilim ve fazilet sahibi olup, Celaleddin Kazvini’nin belagat ilmine dair Talhis el-miftah isimli eserini şerh etmiştir.
    Çandarlı’nın ilmiye sınıfından geldiği bilinmekle beraber, kimlerden ders aldığı ve nasıl yetiştiği meselesi tartışmalıdır. Ancak İznik Medresesi müderrislerinden Taceddin Kürdi’nin kızı ile evlenmesi ve Şeyh Edebali ile bacanak olması, bu zatlardan ders aldığını hatıra getirmektedir. Çandarlı Kara Halil, Osmanlının hizmetine Ahi ricalinin, ilmiye sınıfının özellikle de Osman Bey’in kayınpederi olan Şeyh Edebali’nin tavsiyesiyle Bilecik kadısı olarak girmiştir. Daha sonra Bursa’nın fethiyle en yüksek şer’i makam olan payitaht kadılığını Orhan Bey’in vefatına kadar sürdürmüştür. Sultan I. Murad’ın hükümdarlığa geçmesiyle 1362’de Çandarlı, en yüksek ilmi makam olarak ihdas edilen Kazaskerliğe getirilmiştir.
    İznik ve Bursa’nın fethedilmesiyle Osmanlı göçebe toplum yapısı, yerleşik kültürle tanışmaya başlamıştır. Bu geçiş süreci, savaşçı göçebelerin iskan edilmesiyle yeni yerleşim yerlerinin açılması ve nüfuzlarının genişletilebilmesi için, Osmanlıda mobilize edilmiş organize birliklerin mevcudiyetini gerektirmiştir. Bu ihtiyaçları karşılayacak ilk muntazam askeri teşkilat Çandarlı’nın kurduğu “yay ve müsellem” adı verilen piyade ve süvarilerden oluşan birliklerdir.
    I. Murat dönemi Çandarlı Kara Halil’in göze çarpan icraatlarının olduğu yıllardır. İyi bir devlet adamı, aynı zamanda muktedir bir kumandan olan Çandarlı, Rumeli’nin fethinde de önemli bir rol üstlenmiştir. Padişah Anadolu’ya sefere çıkarken Çandarlı’yı Rumeli’nin muhafazası için görevlendirmiştir. Mahiyetindeki ordu ile Karaferye, Serez ve Selanik’i aldıktan sonra Tesa’ya ve Manastırı alarak Osmanlı sınırlarını Arnavutluk sınırlarına dayandırmıştır.
    Devlet yapılanmasının padişahın şahsıyla özdeşleştiği bir idari yapılanmada devletin hükümranlık hakkının korunması, padişahın şahsının ve otoritesinin korunması anlamına gelmektedir. Nitekim çağın konjonktürü gereği tek merkezli devlet yapılanmasına giden ve toprakları her geçen gün büyüyen Osmanlıda, düzenli ve daimi bir ordunun eksikliği görülmeye başlanmıştır. Çandarlı Kara Halil’in bu eksikliği gidermek için kurduğu Yeniçeri Ocağı, Osmanlı Devletinde üç buçuk asırdan fazla hizmet etmiştir. Çandarlı’nın, Hıristiyan çocuklarını askerlik hizmetinde kullanmak maksadıyla ihdas ettiği “devşirme kanunu”yla kurulmuş olan Yeniçeri ocağı, padişahın hassa kuvveti olup onun emir ve kumandası altındadır. Teşkil edildiği devirlerde uç beylerine karşı padişahın otoritesini de temsil eden Yeniçeriler, sonradan eyalet kuvvetlerine karşı da bu otoriteyi devam ettirmişlerdir.
    Osmanlı hükümet ve yönetim yapısının büyük ölçüde belirlendiği dönem, 1300’lü yılların ikinci yarısı olmuştur. Her ne kadar padişah mutlak yetkilere sahip olsa da devletin işlerinin tek bir elden idare edilmesi çok müşkül duruma gelmişti. Bu yüzden padişahın işlerini organize edecek, birinci derece yardımcılara ihtiyaç duyulmakta idi. Padişahlıktan sonra yetki alanı en geniş olan vezirlik müessesesi, bu amaçla kurulmuştur. Çandarlı Kara Halil, Osmanlının ilk veziri olarak kabul edilmektedir. İlk vezir olma özelliği kendisinden önceki vezirlerden farklı olarak askeri kumandanlık olan Beylerbeyliğinin vezirliğe ilavesi ile mülki ve askeri bütün yetkiler bir elde toplamış olmasındandır. Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşanın başlattığı bu sistem, Tanzimat’ın ilanına kadar devam etmiştir.
    Osmanlı devlet yapısının belirlenmesinde ordunun kurumsallaşması ana etken olmuştur. Devletin bekasının askeri başarıya endeksli olması, orduyu idari yapılanmanın merkezine oturtmuştur. Çandarlı Kara Halil’in daimi ordunun ihtiyaçlarını karşılamak ve maaşlarını verebilmek maksadıyla kurduğu Hazine-i Amire, daha sonraları devlet hazinesi mahiyetini almıştır. Hayreddin Paşa’nın gayretleriyle Osmanlının en önemli kurumlarından olan Defterdarlık ihdas edilmiştir.
    Çandarlı Kara Halil’in düzenli ve daimi bir ordu tesis etmesi ve maaşlarının devletin diğer kurumlarından farklı olarak devlet hazinesinden verilmesi, Osmanlıda orduyu ilk defa kurum bazında toplumsal zihniyetin müdahil olamadığı alan haline getirmiştir. Esas olarak ataerkil bir anlam dünyası içinde gelişen ordunun, toplumsal yapının dışında kalması, devleti merkezi ve otoriter imparatorluk haline getirmiştir.
    Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükselme devri padişahlarının en belirgin özelliği; icraatlarında ilim ve fazilet noktasında iyi yetişmiş, çok yönlü güvenilir devlet adamlarıyla çalışmış olmalarıdır. Çandarlı Kara Halil Paşa’nın, Kazaskerliği ve Vezirliği zamanında yaptığı yenilikler, aşiret teşkilatına alışmış nüfuzlu Türk ailelerini rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlık Osmanlı Devletinde ilk defa kullanılan devlete bid’at sokulması tabirinin seslendirilmesi olmuştur. I. Murad’ın itimadını kazanan Çandarlı, ölümüne kadar görevinin başında kalmıştır.
    Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında iki padişah döneminde Kadı, Kazasker ve Vezirlik makamına yükselmiş, çok değerli teşkilatçı bir devlet adamı ve başarılı bir kumandandır. Çandarlı idari, askeri, mali ve siyasi sahalarda Osmanlı devletinin kurulmasında birinci derecede amil olmuştur. Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, bu hizmetlerinden dolayı İmparatorluğun kurucularından ve Osmanlı tarihinin en büyük devlet adamlarından biri olarak kabul edilmiştir.
    Kaynaklar
    İslam Ansiklopedisi, Cilt III, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1970, s. 352.
    Türk Ansiklopedisi, Cilt XXIV, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1976, s. 417.
    Etyen Mahçupyan, “Askeri Otoritenin Kurumsallaşmasına ve Zihniyetine Dair”, Köprü Dergisi, No: 56, İstanbul 1996.
    Stanford Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, (çev. Mehmet Harmancı), Cilt I, e yayınları, İstanbul 1982, s. 48.

    İlk Vezir "Hacıkemalettinoğlu Alaattin Paşa"
    ```Hacıkemalettinoğlu Alaattin Paşa``` (Osmanlıca yazıma göre ``Alaeddin Paşa`` veya ``Alaeddin Paşa bin Hacı Kemaleddin`` şeklinde de anılır) padişah Orhan Gazi döneminde, takriben 1320-1331 arasında vezirlik yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. İlk vezir-i azam kabul edilir. İlmiye sınıfından vezirliğe yükselmiştir. .

    Tüm online kadın giyim fırsatları için tıklayın !
    Köse Mihal, Osmanlı tarihinde [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]]'in silah arkadaşı ve vefakar dostu olarak gördüğümüz Gazi Köse Mihal Mikhael Kosses Bey, başlangıçta Bizans İmparatorluğu'nun hudut kale beylerinden olup Bilecik vilayetinin doğusunda ve İnhisar nahiyesi ile Mihalgazi nahiyeleri arasında bulunan. Harmankaya Hadrianoi ve havalisinin beyiydi.
    Osmanlı tarihçilerine göre Eskişehir Türk beyiyle Osman Gazi arasındaki bir çarpışmada karşı tarafta bulunan Mihal Bey, esir düşmüş, Osman Bey bunun yiğitliğine karşılık kendisini serbest bıraktırmıştır. Mihal Bey, Osman Gazi ile dostane ilişkisi sebebiyle 1313'de müslüman olmuş, gerek kendisi ve gerek oğul ve torunları Osmanlı fetihlerinde önemli başarılar göstermişlerdir. Gazi Mihal Bey'in türbesi Mihalgazi beldesinin Ermenköy mevkiinde bulunmakta olup, ölüm tarihi belli değildir. Orhan Gazi zamanında Bursa'nın zaptında rol oynadığına göre 1326'dan sonra vefat etmiş olmalıdır.
    Osmanlı tarihlerinde XVI. yüzyıl sonlarına kadar faaliyetlerini gördüğümüz [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]], Köse Mihal'in oğul ve torunlarıdır. Köse Mihal'in oğlu Mihaloğlu Aziz Paşa 'dır. Edirne' de adına bir camii ve Gazi Mihal isimli semt bulunan Mihaloğlu Aziz Paşa 1435 yılında vefat etmiştir. Gazi Köse Mihal Bey'in torunu olup babası ile aynı ismi taşımaktadır. Mihaloğulları'nın ailelerine ait şecerede ve tarihlerde Gazi Mihal'in, Aziz Paşa'dan başka Ali adında bir oğlu daha vardır ki, o da Osmanlı tarihlerinde kendini göstermiştir.
    Osmanlı tarihlerine göre Mihaloğlu Mehmet Bey (Aziz Paşa'nın oğlu ikinci Mihal'in oğlu), Osmanlı şehzadelerinin saltanat mücadelelerinde Musa Çelebi 'ye beylerbeyi olmuş, elaltından Çelebi Mehmed'e yardım ederek, onun I. Mehmet ismiyle tahta çıkması üzerine hizmetine girmiştir. II. Murad'ın hükümdarlığı ve Mustafa Çelebi'nin (Düzmece Mustafa) Rumeli'de padişah olup bütün Rumeli beylerinin (Gazi Evrenos Bey, Turahan Bey ve Gümlüoğlu) Mustafa'ya biat eylemeleri ve Bursa civarına kadar gelmeleri üzerine, akıncı beyi olan Mihaloğlu Mehmet Bey, Şeyh Bedreddin isyanında sempatizanı olduğu için kapatıldığı hapisten çıkarılarak Bursa'ya getirilmiş ve Ulubat çayı kenarında Rumeli beylerini birer birer adlariyle çağırarak onların Mustafa Çelebi tarafından Sultan Murat tarafına geçmelerini sağlamıştır.
    II. Murat'ın imparatordan intikam almak için İstanbul muhasarasiyle meşgul olduğu sırada Küçük Mustafa Çelebi hükümdarlık iddiasiyle Bursa'ya ve oradan İznik'e gelmişti. Bunu haber alan Padişah, Mihaloğlu Mehmet Bey'i akıncılarıyla birlikte hemen İznik'e göndermiş, Mehmed Bey İznik'e girdiği sırada Küçük Mustafa Çelebi'nin kumandanı Tacüddinoğlu Mahmut Bey tarafından öldürtülmüştür (1423). Mihaloğullarından Mihaloğlu Yahşi Bey, Mihaloğlu Hızır Bey, Tüm online kadın giyim fırsatları için tıklayın !
    Köse Mihal, Osmanlı tarihinde [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]]'in silah arkadaşı ve vefakar dostu olarak gördüğümüz Gazi Köse Mihal Mikhael Kosses Bey, başlangıçta Bizans İmparatorluğu'nun hudut kale beylerinden olup Bilecik vilayetinin doğusunda ve İnhisar nahiyesi ile Mihalgazi nahiyeleri arasında bulunan. Harmankaya Hadrianoi ve havalisinin beyiydi.
    Osmanlı tarihçilerine göre Eskişehir Türk beyiyle Osman Gazi arasındaki bir çarpışmada karşı tarafta bulunan Mihal Bey, esir düşmüş, Osman Bey bunun yiğitliğine karşılık kendisini serbest bıraktırmıştır. Mihal Bey, Osman Gazi ile dostane ilişkisi sebebiyle 1313'de müslüman olmuş, gerek kendisi ve gerek oğul ve torunları Osmanlı fetihlerinde önemli başarılar göstermişlerdir. Gazi Mihal Bey'in türbesi Mihalgazi beldesinin Ermenköy mevkiinde bulunmakta olup, ölüm tarihi belli değildir. Orhan Gazi zamanında Bursa'nın zaptında rol oynadığına göre 1326'dan sonra vefat etmiş olmalıdır.
    Osmanlı tarihlerinde XVI. yüzyıl sonlarına kadar faaliyetlerini gördüğümüz [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]], Köse Mihal'in oğul ve torunlarıdır. Köse Mihal'in oğlu Mihaloğlu Aziz Paşa 'dır. Edirne' de adına bir camii ve Gazi Mihal isimli semt bulunan Mihaloğlu Aziz Paşa 1435 yılında vefat etmiştir. Gazi Köse Mihal Bey'in torunu olup babası ile aynı ismi taşımaktadır. Mihaloğulları'nın ailelerine ait şecerede ve tarihlerde Gazi Mihal'in, Aziz Paşa'dan başka Ali adında bir oğlu daha vardır ki, o da Osmanlı tarihlerinde kendini göstermiştir.
    Osmanlı tarihlerine göre Mihaloğlu Mehmet Bey (Aziz Paşa'nın oğlu ikinci Mihal'in oğlu), Osmanlı şehzadelerinin saltanat mücadelelerinde Musa Çelebi 'ye beylerbeyi olmuş, elaltından Çelebi Mehmed'e yardım ederek, onun I. Mehmet ismiyle tahta çıkması üzerine hizmetine girmiştir. II. Murad'ın hükümdarlığı ve Mustafa Çelebi'nin (Düzmece Mustafa) Rumeli'de padişah olup bütün Rumeli beylerinin (Gazi Evrenos Bey, Turahan Bey ve Gümlüoğlu) Mustafa'ya biat eylemeleri ve Bursa civarına kadar gelmeleri üzerine, akıncı beyi olan Mihaloğlu Mehmet Bey, Şeyh Bedreddin isyanında sempatizanı olduğu için kapatıldığı hapisten çıkarılarak Bursa'ya getirilmiş ve Ulubat çayı kenarında Rumeli beylerini birer birer adlariyle çağırarak onların Mustafa Çelebi tarafından Sultan Murat tarafına geçmelerini sağlamıştır.
    II. Murat'ın imparatordan intikam almak için İstanbul muhasarasiyle meşgul olduğu sırada Küçük Mustafa Çelebi hükümdarlık iddiasiyle Bursa'ya ve oradan İznik'e gelmişti. Bunu haber alan Padişah, Mihaloğlu Mehmet Bey'i akıncılarıyla birlikte hemen İznik'e göndermiş, Mehmed Bey İznik'e girdiği sırada Küçük Mustafa Çelebi'nin kumandanı Tacüddinoğlu Mahmut Bey tarafından öldürtülmüştür (1423). Mihaloğullarından Mihaloğlu Yahşi Bey, Mihaloğlu Hızır Bey, oğlu Mihaloğlu Ali ve Mihaloğlu İskender Bey de daha sonra akıncı kumandanlıklarında bulunmuşlardır.
    Akıncı Mihaloğullarının soyu İhtiman lı ve Plevne li olarak iki koldan zamanımıza kadar gelmiştir. İsmi Eskişehir'in Mihalgazi ilçesi ile yaşamaktadıroğlu Mihaloğlu Ali ve Mihaloğlu İskender Bey de daha sonra akıncı kumandanlıklarında bulunmuşlardır.
    Akıncı Mihaloğullarının soyu İhtiman lı ve Plevne li olarak iki koldan zamanımıza kadar gelmiştir. İsmi Eskişehir'in Mihalgazi ilçesi ile yaşamaktadır

    Mihaloğlu akıncıları

    Osman Gazi döneminde, Hıristiyanken Müslümanlığı kabul ederek Osmanlıların hizmetine giren [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]]in soyundan gelen akıncı âilesi. 1313te İslâmiyet'i kabul eden Mihal Gazi, ilk devir Osmanlı fetihlerinde önemli rol oynadı. Köse Mihalin oğulları Ali, Aziz ve Balta beyler, ailenin ilk akıncı komutanlarındandı. Balta Beyin oğlu İlyas Bey, Yıldırım Bayezid devri fetihlerinde büyük yararlıklar gösterdi. 1402 Ankara Savaşı'na katıldı. Aziz Beyin oğlu Gazi Mihal de Rumeli fetihlerinde önemli rol oynadı. Bunun oğlu Mehmed Bey, 1402 Ankara Savaşından sonra Osmanlı şehzadelerinin saltanat mücadelelerinde, Musa Çelebiye beylerbeyi oldu. Ancak sonradan Çelebi Mehmedi destekledi ve onun iktidarı ele geçirmesiyle de hizmetine girdi. Şeyh Bedreddin isyânı sırasında iftiraya uğrayarak bir müddet Tokatta tutuklu kaldı.
    Sultan İkinci Muradın saltanatı sırasında, Evrenos, Turahan ve Gümlüoğlu gibi meşhur akıncı beyleri Rumelide hakimiyetini ilân eden Mustafa Çelebi (Düzmece Mustafa) yanında yer aldılar. Bursaya kadar gelen bu kuvvetler Osmanlı Birliğini yeniden parçalayacak bir güce erişmişlerdi. Ancak, tevkif edildiği hapisten çıkarılarak Bursaya getirilen Mihaloğlu Mehmed Bey, Ulubat Suyu kenarında Rumeli beylerini birer birer adlarıyla çağırarak onların Mustafa Çelebi tarafından Murad tarafına geçmelerini temin eyledi.
    İkinci Murad Han, 1422 yılında İstanbulu muhasara ettiği zaman bu defa da kardeşi Şehzade Mustafa isyan ederek İzniki almıştı. Bunu haber alan Padişah, Mihaloğlu Mehmed Beyi akıncılarıyla İznike gönderdi. Mehmed Bey, İznike girdiği sırada Mustafa Çelebinin kumandanı Taceddin oğlu Mahmud Bey tarafından öldürüldü (1423). Ancak, vaziyete hakim olan Mihaloğlunun akıncıları isyanı önledikleri gibi, beylerini öldüren Taceddin oğlu Mahmudu da saklandığı yerde yakalatıp katlettiler.
    Mehmed Beyin oğulları Yahşi ve Hızır beyler de akıncı kumandanlıklarında bulundular. Bunlardan Hızır Bey, Plevnede Yahşi Bey ise İhtimandaki kuvvetlerin başındaydı. Hızır Beyin oğulları Bâli, Gazi Ali, İskender ve Gazi Firuz beyler Fatih Sultan Mehmed devrinde önemli başarılar kazandılar. Mihaloğullarının en ünlü beyi sayılan Gazi Ali Bey, 1462 Eflak Seferinde Voyvoda Üçüncü Vladı (Kazıklı Voyvoda) Erdele (Transilvanya) kadar kovaladı. Bosnaya akınlar düzenledi ve büyük ganimetlerle döndü (1463-64). Mehmed Paşa ile birlikte Yanya kuşatmasına katıldı (1464). Semendredeki bir çarpışmada ünlü Macar komutanı Scilgoyiyi esir aldı. Yaptığı akınlarda düşmanlarına büyük bir korku ve dehşet veren Ali Bey, bölge halkına da o derece adaletli ve hoşgörülü davrandı. Bu durum, daha sonra bölge halkının tamamının Osmanlı hakimiyetine geçerek İslâmlaşmasında büyük rol oynadı.
    Gazi Ali Bey, daha sonra Fatih tarafından, imparatorluğun doğu sınırını korumak ve Uzun Hasan kuvvetlerine karşı Tokat baskınına mübadele olmak üzere, düşman arazisini vurmağa ve haber almağa memur edildi. Otlukbeli Savaşı'na (1473) katıldı. Ertesi yıl kardeşleri Bâli ve İskender beylerle birlikte Macaristan, Venedik ve Arnavutluk üzerine akınlar düzenledi. 1478 Mayısında İşkodrayı muhasara eden Gazi Ali Bey, kuşatmaya Rumeli Beylerbeyi &nbspavud Paşa'nın gelmesi üzerine Venedike akınlarda bulundu. İkinci Bayezid Han döneminde Eflâk ve Boğdana akınlar düzenleyen Gazi Ali Bey, 1492de Alman İmparatoru Maksimilyanın kumandanlarından Rodolf dö Kevesin kendisinden kat kat üstün kuvvetlerine karşı giriştiği bir muharebede şehit düştü.
    Gazi Ali Beyin oğullarından Mehmed Bey, Çaldıran Savaşı'nda öncü birliklerin komutanlığını yaptı. Hersek Sancakbeyliğinde bulundu. Kardeşi Hızır Bey de Segedin Sancakbeyiydi (1542). Akıncı Mihaloğulları soyu, İhtimalı ve Plevneli olarak iki koldan günümüze kadar gelmiştir.
    Dursun Fakih Hazretleri

    Tefsir, Hadis ve Fıkıh âlimi, Şeyh Edabali Hazretleri'nin damadı, Os*manlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in bacanağıdır. Doğum tarihi bilin*memektedir. Sultan Orhan devrinde vefat etmiştir. Aslen Karamanlı olup, ho*cası Edabali Hazretleri'nin hemşehrisidir. Çeşitli ilimleri Şeyh Edebali Hazretleri'nden tahsil etti. Tasavvufta yüksek derecelere ulaştı. İnsanlara doğru yolu göstermede çok gayretliydi. Bu sırada Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı'nın, İlhanlı Gazan Han tara*fından İran'a götürülmesi üzerine devlet parçalandı. Her önüne gelen bey oldu. Herkes sığınacak yer arar oldu. Bu haber Osman Bey'in meclisine ulaştı. Mec*liste bulunan Osman Bey'e iyi bir hatip ve vaiz olan Dursun Fakih şu teklifi yaptı: "Beyim! Yüce Allah size sığınacak yer arayan Müslümanları bir araya toplayıp idare etmek basiretini ve gücünü ihsan etmiştir. Allahü Teala Hazretleri'nin inayeti, dua ordusunun himmet ve bereketi, gaza ordusunun kuvvet ve kudretiyle çevrenizdeki tekfurları dize getirip, birçoklarının topraklarını mül*künüze dâhil ettiniz. Şimdi sıra Anadolu topraklarını ehil olmayanların elinden kurtarıp, ahalisini huzura kavuşturmaya gelmiştir. Müsaade buyurun da adınıza hutbe okuyup, sizi sultan ilan edelim." dedi. Osman Bey düşünüp istişarelerde bulundu. Sonunda Dursun Fakih'e hak verdi. O gün Dursun Fakih, Osman Ga*zi adına hutbe okuyup, beyinin sultanlığını ilan etti. Dursun Fakih, bundan sonra Osman Gazi'nin cihad hareketlerine sonuna kadar katıldı. Hem Osman Bey'in yardımcısı, hem de dinî konuların hallinde görevli şeyhülislamı durumunda idi. Osman Gazi, 1302 yılında memleketi beş ayrı idarî bölgeye ayırıp, Bile*cik idaresini Şeyh Edebali Hazretleri'ne bıraktı. Dursun Fakih, bundan sonra hocası Şeyh Edebali Hazretleri'nin yanında kalıp onun yerine tedrisat ve fetva işleriyle meşgul oldu. Edebali Hazretleri'nin vefatından sonra 1326 yılında onun zaviyesinde şeyhlik makamına oturdu. 1330 yılında İznik Orhan Gazi tarafından alındıktan sonra, Bilecik kadısı olan Çandarlı Kara Halil, İznik kadılığına getirildi. Bu tarihten itibaren Dursun Fakih'e de Bilecik kadılığı görevi verildi. Dursun Fakih'in bu görev sırasında vefat ettiği sanılmaktadır. Kabri Bilecik'te, hocası Şeyh Edebali türbesi içinde*dir. Şeyh Edebali Hazretleri, hatip, kadı ve şair olan talebesi ve damadı Dursun Fakih ile yan yana yatmaktadır. Bu çok sevilen Derviş gazinin bir makam tür*besi de, Söğüt ilçesinin Küre Köyü civarında bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Dursun Fakih Hazretleri'nin ilmi, zühd ve takvası güzel ahlakı yanında diğer bir yönü de şair oluşudur. Nitekim onun "Mukaffa Kalesi Gazâvâtnâmesi" adlı eseri günümüze kadar gelmiştir. Dursun Fakih Hazretleri, eserini şu şekilde bitirmektedir:


    Yâ İlâhî Habîbinin hürmeti,


    Rahmetinle bağışla bu ümmeti.


    Suçumuz çok, anı şefi' kılaruz.


    Rahmetini ol sebepten bilürüz.


    Rahmetin umar isen Dursun Fakı,


    Rasûlüllah'ın mu'cizatlarını oku...


    Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.
    Gündüz Alp Bey "Osman Gazi'nin Ağbeyi"
    Gündüz Bey, Osmanlı Beyliği'nin kurucusu Osman Gazi'nin ağabeyidir. Ayrıca Ertuğrul Gazi'nin babasının ismi de Gündüz Alp'tır. Ertuğrul Gazi babasının ölümünden sonra oğlunun adını Gündüz koymuştur.

    Osmanlı Beyliği'nin kurucusu [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]]'nin ağabeyidir. [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]] sırasında Osmanlı birliklerine komuta ederken şehit olan Aydoğdu Bey'in babasıdır. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Ancak, Ertuğrul Gazi'nin babası olan Gündüz Alp öldükten kısa bir süre sonra dünyaya geldiği ve bu nedenle Ertuğrul Gazi'nin babasının adını oğluna verdiği bilinmektedir. Dolayısıyla Gündüz Alp'in doğum yılı 1227 olmalıdır.

    Ravzatü’l-Ebrar adlı eserde anlatıldığına göre; Ertuğrul Gazi bir gün ulemâdan bir zâtın evinde misafir kaldı. Gece yatacağı zaman rafta Kur’an-ı Kerim’in bulunduğunu görünce yatmadı ve önünde el bağlayıp, sabaha kadar ayakta durdu. Güneş doğarken oturdu ve uykuya daldı. Gördüğü rüyada, küçük oğlu Osman'a büyük bir devlet nasip olacağı müjdelenmiş, bu nedenle Osman büyüdüğü zaman boyun başına geçmesini vasiyet etmiştir. Ertuğrul Gazi'den sonra Gündüz Alp, babasının vasiyetine uyarak beyliği Osman Gazi'ye devretmiştir.

    Şehid Bay Hoca
    BAYHOCA BEY KİMDİR?
    Osmanli Devleti kurulmadan önce1285 yilinda [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]]'in yegeni Bay Hoca Inegöl Tekfuru ile yapilan savasta sehit düser. Bay Hoca Osman Bey'in kardesi Sari Saltuk Bey'in ogludur. Bazi rivayetlere göre 14 � 15 yaslarinda sehit düstügü ve Osmanli Devleti'nin ilk sehitlerinden oldugu ileri sürülmektedir. Osman Bey, bu olay üzerine Hamzabey Ilkögretim Okulu'nun bulundugu yere bir medrese ve medresenin az ilerisine halen kalintilari bulunan bir hamam yaptirir.
    Bay Hoca'nin mezari ise caminin güneybatisinda bulunmaktadir. Söz konusu olan cami ; bir rivayete göre Osman Bey tarafindan hamam ve medrese ile birlikte yapilmis, diger bir görüse göre ise, Yildirim Beyazit'in damadi Mehmet Aga tarafindan ailesi Halime Hatun adina yaptirilmistir. Caminin kim adina yaptirildigina dair üzerinde herhangi bir yazi bulunmamaktadir. Cami günümüze kadar bir çok onarim görmüstür. Minaresi su anda bakima muhtaç durumdadir.
    Gerek Bay Hoca'nin mezari gerekse caminin minaresi tarihi önemleri oraninda hak ettikleri önemi maalesef görememektedir. Sadece Ertugrul Gazi Dernegi, Ertugrul Gazi'yi anma senlikleri basladiginda köyümüze gelerek Bay Hoca'nin mezarini ziyaret etmekte ve bu önemli sahsiyeti anmaktadir.
    Bu önemli sahsiyetin torunlari olarak bizler, canlarini seve seve veren insanlarin yatmakta olduklari yerlere, gerekli önemi vermekten aciz kalmamaliyiz. En azindan onlarin yattigi yerleri temiz tutmali ve yapmis olduklari hizmetleri birkaç cümle ile genç nesillerimize anlatarak, isimlerini yasatmaliyiz. Köyümüzün en önemli tarihi sahsiyeti olan Bay Hoca, Konur Alp, Turgut Alp, Samsa Çavus gibi Osmanli Devleti'nin kurulusunda etiyle tirnagiyla katkida bulunmustur. Okullara, caddelere ve camilere digerleri gibi onun da isminin verilerek, unutulmamasini saglamak, bize düsen bir vefa borcudur.
    Osman Gazi'nin Yeğeni Aydoğdu Bey
    Aydoğdu Bey (d. ? - ö. 27 Temmuz 1302), Osmanlı Beyliği'nin kurucusu olan Osman Gazi'nin kardeşi Gündüz Bey'in oğlu. Doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir.
    Amcası Osman Gazi tarafından bizzat yetiştirilmiş ve onunla birlikte birçok savaşa katılmıştır. 27 Temmuz 1302 tarihinde, Koyunhisar (Bafeon) Savaşı esnasında hayatını kaybetmiştir. Kabri Bursa-Yenişehir arasında Koyunhisar’a giden yol üzerindedir. Hastalanan atların, kabrinin etrafında gezdirilince şifa bulduklarına inanılır
    Osmanlıda İnegöl Valisi Aykut Alp
    Eski Osmanlı Beylerinden olan Aykutalp, 1301 yılında İnönü valiliğine getirildi. Uzun bir süre Osmanlı Devleti'ne hizmet eden Aykutalp, katledilerek vefat etti.

    Şeyh Edebali (1206 - 1326)
    [​IMG]


    Aslen Karamanlıdır. İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şamda tamamladı. Tefsir, hadis, tasavvuf ve özellikle İslam Hukukuda ihtisas sahibidir. Hz. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulundu. Osmanlı Devletinin kurucusu Zamanının büyük alim ve velilerindendir. Doğum tarihi kesin olmamakla beraber, Hicri 603 Miladi 1206 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir.

    İlimde derya, amelde yüksek, takva ve verada örnek, mal-mülk sahibi bir zat olan Edebali, Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen köyde yaşar, yaptırmış olduğu zaviyede öğrenci yetiştirir ve halkı irşad ederdi. Anadolu fütüvvet ehli Ahilerle yakın münasebeti olan Edebaliyi Osman Bey sık sık ziyaret eder ve sohbetinde bulunurdu.

    Yine Osman Beyin zaviyede bulunduğu bir gece, gördüğü rüya üzerine Edebali, kızı [Sadece Forum Üyelerimiz Linkleri Görebilirler. ]] Osman Beye nikahlar ve görmüş olduğu rüyayı da söyle tabir eder: Sen babadan sonra Bey olacak, kızım Mal Hatunla evleneceksin. Bende çıkıp sana gelen nur budur. Sizin asil ve temiz soyunuzdan nice padişahlar gelecek. Onlar nice deletleri birçatı altında toplayacaklar. Allahü Teala, nice insanların huzur ve saadete kavuşmasına, din-i İslamla şereflenmesine senin soyunu vesile edecektir.

    Gerçekten de öyle olur, altı asırdan fazla devam edecek olan bir Cihan İmparatorluğunun temelleri atılır ve bunun ilk müjdecisi de Edebali Hazretleri olur. Uzun bir ömür süren Edebali 726 H./1325-26 yıllarında yüz yirmi yaşları civarında olduğu halde vefat eder. Cenazesi Bilecikde zaviyesinin yanına defnedilir. Ahmet Rasim Bey, Edebalinin Adana halkından olduğunu söylerse de, onun Karamanlı olduğuna şüphe yoktur.

    Bir de Osman Beyin oğlu Orhan Beyin annesinin Ömer bey adında bir zatın kızı, Mal Hatun; Edebalinin kızı Bala Hatunun Osman Beyin diğer oğlu Alaaddin Beyin annesi olduğunu kabul eden tarihçiler de vardır. Mehmet Hemdemi Çelebi de Solakzade Tarihli isimli eserinde, Şeyh Edebalinin verdiği kızının adının Rabia olduğundan bahseder.
    Hayme Hatun veya Hayme Ana Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu olan Osman Gazi'nin annesi

    Hayme Hatun'un hayatı yarı mitsel olarak sisler içinde kalsa da bazı nesnel veriler bize onun hakkında ipuçları vermektedir. III. Alaeddin Keykubat'ın ordusunda Harzemşahlara karşı Ankara savaşına katıldığı bilinmektedir. Daha sonraki dönemde bir efsaneye göre Fırat'ı geçerken, bir efsaneye göre ise savaş sırasında ölmüştür. Bunun üzerine Hayme Hatun boyun başına geçerek kendilerine beylik arazisi olarak verilen Domaniç'e tüm boyu götürmüştür. Burada yazlık olarak Domaniç, kışlık olaraksa Çarşamba'ya yerleşilmiştir.

    Hayme Ana'nın 4 Eylül'de kışlağa dönüşte öldüğü rivayet edilir. O tarihten beri burada Hayme Ana kutlamaları yörükler tarafından (özellikle Karakeçeli yörüklerince)devam ettirilmektedir. Kendisi öldüğünde Yuvasını kurduğu yere defnedilmiştir. Bugün görülmekte olan türbe II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır.

    [​IMG]


    Osmanlı padişahlarının Müslüman olmayan cariyelerle evlenmeleri geleneği henüz başlamadığı için Hayme Hatun'un Türk olduğu kesindir. Günümüzde Hayme Hatun'un türbesi ve Hayme Ana heykeli Kütahya'nın Domaniç ilçesinde görülecek en önemli yerlerden biridir.
    2 Mayıs 2011
    #1
soru sor