Ozon Tabakasının Delinmesi Ne Demektir? Ozon Tabaksının Delinmesi Ne Gibi Etkileri

İsimli konu WH 'Coğrafya' kategorisinde, HoLyWar üyesi tarafından 23 Kasım 2007 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Ozon Tabakasının Delinmesi Ne Demektir? Ozon Tabaksının Delinmesi Ne Gibi Etkileri. OZON NEDİR? Renksiz, keskin kokulu bir gaz olan Ozon aynı zamanda oksijenin kimyasal bir kuzenidir. Oksijen atmosferde; oksijen atomu (O), oksijen... Ozon tabakasının görevleri nelerdir? Ozon tabakasının görevi nedir ve ne işe yarar? ...

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    OZON NEDİR?

    Renksiz, keskin kokulu bir gaz olan Ozon aynı zamanda oksijenin kimyasal bir kuzenidir. Oksijen atmosferde; oksijen atomu (O), oksijen molekülü (O2) ve ozon (O3) olarak üç değişik biçimde bulunur ve ozon normal oksijenden daha az kararlıdır.
    Yüksek enerjiye sahip güneş ışınlarının normal oksijen moleküllerine (O2) çarpmasıyla ortaya çıkan oksijen atomlarının (O) diğer oksijen molekülleriyle (O2) birleşmesi sonucunda ozon (O3) meydana gelir.

    OZON TABAKASININ DELİNMESİ

    Ozon tabakasındaki delikten bahsedildiğini şu veya bu şekilde duymuşsunuzdur. Aslına bakarsanız ozon "deliği" terimi, ozon moleküllerinin tamamen yok olmasını değil onların büyük ölçüde ve hızla azalmasını ifade etmektedir. Sonuçta ozon tabakasında ciddi boyutlarda bir incelme söz konusudur. Bu yüzden dünyanın neresinde olursanız olun gerçek bir delik göremeyeceksinizdir.
    1985 yılında İngiliz bilim adamları Antarktik Kıtası üzerindeki ozon tabakasındaki aşırı incelmeyi veya "deliği" keşfettiklerini açıklayarak herkesi şaşırttılar. Aynı grup Eylül ve Kasım ayı ortalarına kadar uzanan bir periyot için Halley Bay (Antarktika) üzerindeki ozon konsantrasyonunun 1980'lerdeki seviyesinden %40 daha az olduğunu buldular. Yine bilim adamlarının yoğun çalışmaları ve dikkatli ölçümleri neticesinde, incelmenin 1970'lerin sonlarında şekillenmeye başladığı sonucuna varıldı. Ozon tabakasındaki incelme giderek daha geniş bir alan üzerine yayılmaktadır, yani Antarktik Kıtası'ndan daha öteye Güney Amerika'nın ucuna dek erişmektedir. İlk keşfedildiğinde Eylül-Ekim olmak üzere iki aylık bir periyotta görülürken günümüzde deliğin (incelmenin) varlığının Eylül-Aralık ayları arasında daha uzun bir periyotta devam ettiği görülmektedir.
    Antarktik ozon deliğinin keşfinden sonra bilim adamları Arktik'teki ozon seviyesinde, Güney Kutbu üzerindekinden çok daha az miktarda olmakla beraber, yine de önemli sayılabilecek azalmalara dair ip uçları buldular. Her yıl düzenli olarak beliren ve gittikçe büyüyen Antarktik ozon deliğine benzemeyen Kuzey Kutbu üzerindeki ozon kaybı çok daha değişkendir.


    Bölgesel olarak ozon tükenmesi enlem ve yılın mevsimlerine göre değişir. Kuzey yarımkürede ozon incelmesi kışın sonlarında ve baharın başlarında en büyüktür. Bu zamanlarda ozon kaybı uzun süreli ortalamaları hatırı sayılır oranda aşabilmektedir.
    • Ozondaki ciddi tükenme Güney Kutbu üzerinde görülürken, ılımlı alanlarda daha az miktarlarda ve çok daha az miktarlarda da tropiklerde tükenme gözlemlenmektedir. Bu, ozon tabakasının doğal olarak kutuplarda daha kalın ve tropiklerde daha ince olmasından dolayı bir anlamda şanstır.
    OZONUN TABAKASININ DELİNMESİNİN YERYÜZÜNE ETKİLERİ





    Ozon tükenmesinin bir sonucu olarak dünyaya erişen ek UV-B radyasyon, en basit tek hücreli bitkilerden böceklere, balıklara, kuşlara ve memeli hayvanlara kadar insanlar da dahil bütün canlılar üzerinde zararlı etkilere sahip olabilir.

    İnsanlar Üzerindeki Etkileri : Ultraviyole (UV) radyasyonun cilt kanseri de dahil pekçok insan sağlığı problemleriyle bağıntılı olduğu bilinmektedir. Cilt kanserinin ana sebebi çok fazla güneş ışığıdır. Güneş yanığı bir sağlık belirtisi olmadığı gibi 18 yaşından önceki birkaç ciddi güneş yanığı daha sonraki yaşam sürecinde cilt kanserinin gelişme şanşını önemli ölçüde arttırır. Açık tenli, açık renk saçlı kişiler cilt kanserine yakalanmakta en yüksek riske sahip olmalarına rağmen; tüm cilt tipleri için risk, daha çok UV-B radyasyona maruz kalmakla artar.
    Güneşin yakıcı ışınları gözlere de zarar verebilir. Deliller uzun süreli güneş ışınlarına maruz kalmanın görmeyi azaltan ve sürekli körlüğün başlıca nedeni olan, gözbebeklerini örten kataraktı başlattığını göstermektedir. Ozon tabakasındaki %10'luk sürekli azalma sonucunda küresel olarak her yıl yaklaşık iki milyon yeni katarakt vakasının ortaya çıkacağı tahmin edilmektedir. Izdırap veren, fakat genellikle tedrici görüş kaybı olan kar körlüğüne de UV ışınları neden olmaktadır.
    Artan UV-B'ye maruz kalmak insanların bağışıklık sistemini zayıflatır ve bu da vücutlarımızı enfeksiyon hastalıklarına karşı çok daha hassas hale getirmektedir.
    Bitkiler Üzerindeki Etkileri: Aşırı UV-B, hemen hemen bütün yeşil bitkilerin büyüme süreçlerine mani olur. Küresel ozon kayıplarının bitki türlerindeki zayiatları başlatabileceği endişesi vardır ve bunun sonucu küresel yiyecek stoklarının azalması olacaktır.
    Buğday, pirinç, mısır ve soya fasulyesi gibi dünyadaki temel gıda ürünlerinden çoğu da dahil olmak üzere pekçok tarımsal ürün güneşin yakıcı ışınlarına karşı duyarlıdırlar. Deneyler yiyecek üretiminin, dünyaya ulaşan UV-B radyasyondaki her %1'lik artışla %1 oranında azalabileceğini göstermektedir.
    Nitrojen kullanan bitkilerin gelişimleri, artan UV-B radyasyon tarafından bozulur. Çok pahalı aşılama yöntemleri bazı kayıpları telafi etmeye yardım ederken, toprağın verimliliği ciddi olarak azalır.
    Bitki türlerindeki herhangi önemli bir kayıp, diğer türler ve ekosistemler üzerinde bir etkiye sahip olacaktır. Bitkiler başlıca oksijen üreticisidirler ve karbondioksid için başlıca depo yeridirler. Onlar hem toprak erozyonunu ve hem de su kaybını önlerler.
    Ormancılık alanında da artan UV-B radyasyonun özellikle fidelerden bitki yetiştirmeyi olumsuz yönde etkilediğini yapılan araştırmaların sonuçları göstermiştir.
    Hayvanlar Üzerindeki Etkileri : Çoğu hayvan türleri UV-B'ye karşı kalın derileri ve deri pigmentasyonu nedeniyle insanlara nazaran çok daha fazla korunmaya sahip olmalarına rağmen bazıları artan UV-B'den etkilenebilirler. UV-B evcil hayvanlarda insanlarda görülenlere benzer kanserlere neden olur. Gözler ve vücudun UV'ye maruz kalan pigmentsiz kısımları çok daha fazla risk altındadırlar. Cilt tümörleri; inekler, keçiler, koyunlar, kediler ve köpeklerde ve göz tümörleri; atlarda, koyunlarda, domuzlarda ve sığırlarda gözlenmektedir.

    Endüstriyel Materyaller Üzerindeki Etkileri : UV ışınlara maruz kalmak başta plastik olmak üzere belirli endüstriyel materyallere zarar verebilir. UV'deki en ufak bir artma bu materyallerin dayanıklılığını azaltır ve kullanım ömürlerini kısaltır. Plastik; stadyum koltukları, halatlar, evlerin cepheleri ve seraların üzerindeki şeffaf örtü de dahil pekçok değişik amaç için dış dünyada kullanılmaktadır. Bunlar üzerindeki UV zararları kolaylıkla görülebilir. Örneğin; dış yüzeylerdeki plastik kolaylıkla kırılabilir, sararır ve zamanla çatlaklar oluşur.
    Hava Kirliliğinin Artması: Uv ışınların yüksek miktarları; havada bulunan kirleticiler arasındaki kimyasal reaksiyonları hızlandırarak kentsel hava kirliliğinde bir artışa neden olabilir. Birçok kırsal alan, aşağı seviye rüzgarlarıyla şehirler ve endüstriyel alanlardan taşınan kirleticilerden en az kentler kadar etkilenebilmektedirler. Kentsel duman ve yer seviyesindeki ozon, kaynaktan uzak mesafelerdeki ormanlara ve tarlalara da zarar verebilir. Artan hava kirliliği özellikle astım hastaları ve yaşlılara ciddi zararlar verebilir.
    Sponsorlu Bağlantılar
    23 Kasım 2007
    #1
  2. bana ozon tabakasının bozulmasının nedenleri acil lazım yardım edebilecek kimse yoqmu
    7 Ocak 2011
    #2
  3. işime yarar bilgiler var
    6 Mayıs 2011
    #3
  4. Uzay boşluktan oluşmaktadır. Herhangi bir gaz molekülü olmadığı için enerjinin ısı olarak yayılması (taşınması) söz konusu değildir. Bundan dolayı uzayda enerji ışık olarak (kısa dalga boyunda) yol alır. Atmosfer ortamında kırıldığı anda ısı enerjisine (uzun dalga boyuna) dönüşür. Işık olarak atmosfere ulaşan enerjinin bir kısmı atmosferde tutulur.
    Uzay ortamında Güneş gibi yıldızlardan kaynaklanan ultraviyole, mor ötesi ve kızıl ötesi gibi zararlı ışınlar mevcuttur. Bu zararlı gazlar atmosferdeki O2 (oksijen) gazını kimyasal bir reaksiyon ile O3 (ozon) gazına dönüştürür. Bu kimyasal reaksiyonu zararlı ışınlar sağlayabilmektedir. Aynı şekilde ortaya çıkan geri tepkimelerde de bu zararlı ışınların belirli bir işlevi vardır. Yani bu kimyasal reaksiyon ve geri tepkimeler sırasında ışınların dozajı azalarak yeryüzüne ulaşır. Bu dozajı düşük olan ışınlar da deri üzerindeki pigment hücrelerini faal hale getirebilmektedir. Ancak yüksek dozajda gelen ışınlar kanserojen etki yapmaktadır.
    Atmosferde cereyan eden yukarıdaki kimyasal reaksiyonları ve geri tepkimeleri engelleyen bazı gazlar vardır. Bunlar freon gazı ile karbon grubu gazlardır. Örneğin klima ve buzdolabı gibi cihazlarda soğutma işlevini sağlayan kloroflorokarbon (CFC) bunlardan biridir. Ozon tabakasının işlevinin engelleniyor olması, zararlı ışınların çok daha kuvvetli yere ulaşmasına neden olmaktadır. İşte ozon katmanının işlevini yerine getiremeyişi ve güneş ışınlarının canlılar için gerçek bir tehlike hâline gelmesi budur. Bu uzun açıklamaları yapmak her an mümkün olmadığı için, “ozon delinmesi” ya da “ozon seyrelmesi” ifadeleri zihinlerde kalmaktadır.
    Karbon gazlarının ayrıca ısıyı absorbe (tutma) özelliği vardır. Dolayısıyla uzaya kaçması gereken enerjiyi tutarak sıcaklık ortalamalarını arttırmaktadır. İşte bu gazlar özellikle “Sanayi Devrimi” sonrası sınırsızca kullanılan fosil yakıtların atıklarıdır.
    Özellikle sanayi tesislerinden atmosfere salınan CO2 gibi karbon grubu gazlar troposferin üst kısımlarında birikerek ısının atmosfer dışına çıkmasını engeller. Böylece yeryüzü giderek daha fazla ısınır. Bu da buzulların eriyerek denizlerin yükselmesine, kıyıların sularla kaplanmasına neden olabilmektedir. "Sera etkisi" denilen bu olay sonucu denizlerin daha da yükselebileceği tahmin edilmektedir.
    Özellikle sanayileşmiş ülkeler tarafından atmosfere salınan bu gazlar, atmosferin doğal yapısını bozmaktadır. Dolayısıyla atmosferin zararlı ışınlara karşı canlıları koruma özelliği azalmaktadır.
    Son yüzyılda, atmosferde ortaya çıkan anormal değerler, insan kaynaklı karbon gazlarının artmasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Gelecekte de beklenen tüm bu anormal hava olayları genelde bazı terimlerle açıklanmaya başlanmıştır. Genelde eş anlamlı kullanılan bu terimler şunlardır;
    "Küresel Isınma" -. "İklim Değişikliği" - "Ozon Seyrelmesi" - "Ozon Delinmesi" - "Sera Etkisi" gibi…



    Tarihte ekstrem (sıra dışı – uç - aşırı) olaylar elbette olmuştur. İlahi kitaplarda geçen “Nuh Tufanı” gibi tayfun, kasırga, tsunami, sel ya da kuraklık gibi “doğal afetler” bilinmektedir. Ancak yaşadığımız yüzyıldaki atmosferde anomali (aykırı) durumlar, büyük bir oranla beşeri unsurlara bağlıdır.
    Doğanın da ibretlik olaylarla hesap sorabileceğini hatta intikam alabileceğini aklından bile geçirmeyen insanlar, artık özeleştirisinde daha fazla geç kalmamalıdır.



    HAZIRLAYAN:
    ALİ GEDİK
    Coğrafya Öğretmeni - KONYA
    9 Temmuz 2011
    #4
  5. O değil abiciğim
    7 Şubat 2012
    #5
  6. ben bunu istemedim neden koydunuz bunu
    5 Ocak 2013
    #6
  7. benim işime çok yaradı.Teşşekür ederim :) :) :)
    7 Ocak 2013
    #7
  8. ozon tabakasının delinmesini önlemek için neler yapmalıyız afiş hazırlıcam lütfen acele edin ...!!
    18 Mayıs 2013
    #8
soru sor