Tanzimat ve meşrutiyet dönemlereinde türkçe ile yapılan çalışmalar

İsimli konu WH 'Soru Cevap' kategorisinde, Misafir üyesi tarafından 2 Aralık 2009 tarihinde yazılmıştır. Konu Özeti: Tanzimat ve meşrutiyet dönemlereinde türkçe ile yapılan çalışmalar. tanzimat ve meşrutiyet dönemlereinde türkçe ile yapılan çalışmalar Kimya Alanında Yapılan Çalışmalar Ve Bilim Adamları Yağ Dokusu Nedir,Etkileri ve Yapılan Çalışmalar ...

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    tanzimat ve meşrutiyet dönemlereinde türkçe ile yapılan çalışmalar
    Sponsorlu Bağlantılar
    2 Aralık 2009
    #1
  2. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde Türkçe ile ilgili yapılan çalışmalar nelerdir?


    Tanzimat Döneminde genel öğretim veren okullara İdadi (Lise benzeri) eklenmiş (1873), öğretmen okulları gibi uzmanlık okulları açılmıştır. Bu yıllarda Türkçe'ye verilen önem artmıştır. Bazı aydınlar dilimizdeki sorunları farketmiş, sınırlı da olsa çözümler getirmeye çabalaşmışlardır. 1857'de Dr. Rüştü Türkçe'nin p,ç,j,g seslerini gösteren 35 harfli bir alfabe geliştirmiştir. Batı'dan tıp ve fen alanlarındaki bilim kitaplarının çevrilmesi sırasında da Türkçe'nin özleştirilmesi ve sadeleştirilmesi kararı alınmıştır. Maarif Nezareti 1861 yılında “Öğretim Dilini Türkçe” olarak belirlemiştir. Bu dönemde Türk Dilinde bilim dili terimleri yapılmış, edebiyat ve gazete dilinde konuşma diline yaklaşan bir yalınlaşma başlamıştır. Bu çabalar sürerken, diğer taraftan Arapça sözcüklerin yeğlenmesine, okullarda Türkçe derslerinde Arapça, Farsça kuralların öğretilmesine devam edilmiştir. Aydınlar Türkçe köklerden Türkçe eklerle sözcük türetmeyi düşünememiş olacaklar ki, Arapça köklerden sözcük türetme yolunu yeğlemişlerdir. Bu tutum, Türklere Türkçe öğretilmesi gereğinin henüz kavranamadığını göstermektedir. Maarif Nezareti, 1896 yılında yayımladığı bir genelgede bu anlayış yanlışlığına dikkat çekerek “Türkçe'nin kendine özgü kuralları olduğu, bunların da öğretilmesi gerektiği...” konusunda ilgilileri uyarmıştır. 1909 yılında geliştirilen programlarla yazı, imla, kitap okuma, güzel konuşma gibi bilgi ve beceri dersleriyle Türkçeye yer verilmiştir. 1911 yılında Sultaniye ortaöğretim kurumlarında dilin anlam ve yapı yönünden incelenmesi, güzel konuşma öğretilmesi amaçlanmıştır. Bu ilgi ve çalışmalar sonradan Türkçülük Akımı (Sonraları “Milli Edebiyat Akımı” adını aldı) niteliği kazanmıştır. Dilin Arapça ve Farsça kurallardan arındırılması savunulmuştur. Bu hareket Türkçe'yi oldukça sadeleştirmiş ve özleştirmiştir. 1924 yılında hazırlanan programla Türk Edebiyatına ağırlık verilmiş bu esnada okuma ve yazılı anlatım becerilerinin gelişimi önemsenmiştir. Öykü, roman türlerinde yurt ve ulus konuları işlenmiştir. Dili Türkçeleşmiş, konuları ulusal sorunlardan alınmış olan bu edebiyatın ürünleri okullarda çabuk benimsenmiştir. II. Meşrutiyet dönemine gelindiğinde sınırlı da olsa bu gelişmeler sürüp gitmiştir. Cumhuriyete kadar gelinen yıllarda, anadili eğitiminin okul programlarında çeşitli bilgi ve beceri yönleriyle bir yer aldığı ve amaca uygun bir yöntem kazanmaya başladığı görülmektedir; ama etkinlikleri ve yöntemi henüz gelişmiş ve yeterli sayılamaz. Kural öğretilmekle dilin iyi kullanılacağı sanılır, okuma-yazmanın sürekli ve yöntemli araştırmalarla, bir beceri olarak kazanılacağı bilinmezdi. Ders kitapları, eğiticilik yönünden zayıf olduğu gibi çeşit bakımından da zengin değildi. Dildeki yabancı sözcükler bu öğretimi çok güçleştiriyordu; sözlük, ansiklopedi gibi başvurma kitapları da pek azdı. Cumhuriyet yönetimi, Türkçeyi ulusal bağlardan biri olarak görmüştür. Dilin Türkçeleşmesi de hem uluslaşmak, hem demokratlaşmak yönlerinden önemsenmiştir. Cumhuriyet döneminde dil dersi ile eğitim öğretim ve kültür yaşantımızda önemli atılımlar olmuştur. Atatürk dili ulusal kimliğimiz için önmesemiştir. 1928 yılında Arap alfabesi bırakılarak, latin alfabesine dayalı ve Türkçenin seslerini kapsayan bir alfabe yapılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisince 1 Kasım 1928’de kabul edilen bu alfabe, o ders yılı okullarda öğretilmiştir. Ders kitapları bu alfabe ile yazılmıştır. Yeni alfabeyle yazım kılavuzu olarak, Milli Eğitim Bakanlığında kurulan Dil Encümeni’nce hazırlanmış olan “İmla Lugatı” kullanılmıştır. 1929 yılı okul programları Türkçe'nin anadili olarak benimsenmesi bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Dil öğretim etkinlikleri bu anadil göz önünde bulundurularak, öğrencilere düşünme alışkanlığı kazandıracak nitelikte düzenlenmesi, konuşma ve yazma becerilerinin bütünlük içinde geliştirilmesi ve anadilinin doğru kullanılması gündeme getirilmiştir. Türkçeyi topluma kazandırabilmek için bu konuların uzmanlarının ve öğretmenlerinin de yetiştirilmesi sık sık vurgulanmıştır. Bu amaçla öğretmen okullarımızda ve Köy enstitülerimizde Türkçe öğretimine oldukça önem verilmiştir. 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin (1936'da Türk Dil Kurumu olarak değiştirildi) kuruluşu ile dil seferberliği hız kazanmış, kurumsallaşmıştır. 1935'ten sonra Türkçe'nin kökenine ve niteliğine ilişkin çalışmaların arttığı gözlenmektedir. Bu çabaların sonucu olarak 1942'de ortaokul programına Dilbilgisi adı altında yeni bir ders konmuştur. 1949 yılında toplanan IV. Milli Eğitim Şürası kararı ile anadili öğretimi yönünden oldukça geliştirilmiş bir program yürürlüğe girmiştir. Dil Devrimi, öğrencilere benimsetilip sevdirilmesi gereken bir amaç olarak gösterilmiştir (1981 tarihli programdan bu amaç çıkarıldı). Ne var ki, 1950'de işbaşına gelen iktidar, dil devrimini, dili bozan bir hareket olarak nitelemiştir. Öyle ki, daha sonraları yeni sözcüklerin kullanılmalarının yasaklanmasına kadar varacak tutumlar baş göstermiştir. Günümüze kadar ki öğretim uygulamalarının temelini 1957 yılında hazırlanan Türkçe programları oluşturmaktadır. 1981 tarihinde geliştirilip yürürlüğe giren Türkçe programı zamanının çağdaş öğretim anlayışına uygun düzenlenmeye gayret edilmiştir. Bu program Türkçe öğretiminde genel ve özel amaçlar, öğrencilere
    kazandırılacak davranışlar, yöntem, araç-gereç ve ölçme -değerlendirme boyutlarını içermektedir. Dil öğretimine ilişkin özel amaçlar ve davranışlar anlama, anlatım, dilbilgisi ve yazı alt başlıkları altında gösterilmiştir. Ancak aşağıdaki bölümde de belirtildiği gibi Türkçe programlarının düzenlenmesinde sorunlar olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Talim ve Terbiye Kurulu halen İlköğretim okulları Türkçe programı üzerinde çalışmaktadır.
    2 Aralık 2009
    #2
  3. Türkçe Öğretiminde Sorunlar

    Türkçe öğretiminde gözlediğiniz sorunlar var mıdır? Nelerdir? Ülkemizde Türkçe öğretimini irdelemek amacıyla yapılan araştırmalar, anadili eğitiminin yeterli düzeyde verilmediği ve anadili etkinliklerinin bilimsel ölçütler çerçevesinde planlanıp örgütlenerek sunulmadığını göstermektedir. Pek çok dilbilmcigenel eğitim sisteminin çocuklarda anadilini kullanma becerisini geliştirmeyi engellediğini, çocukların evrene ilişkin bilgilerini, ilgilerini göz önünde bulundurmadığını ileri sürmektedir. İlköğretim ve ortaöğretim düzeyinde süren bu durum, yükseköğretimde öğrencilerin özellikle okuduklarını anlamalarına, sözlü ve yazılı anlatım becerilerinde yetersiz kalmalarına neden olmaktadır.

    • Türkçe Öğretim programları hazırlanırken içerik düzenlemesi sürekli tartışılagelen bir konu olmaktadır. Öğrencilere, hangi amaçlar doğrultusuda hangi bilgi ve becerilerin kazandırılması gerektiği açık seçik belirtilmemiştir. Program
    içerikleri, dilbilgisel kuralları ve tanımları ezberletmeyi amaçlamaktadır. Oysa, öğrencilere dilbilgisi yanısıra öğrencilerin Türkçe bilgisini genişletmesi öğrenciye kuraldışı birim ve biçimleri farketmesi için farklı yöntemlerle sunuş gerekmektedir.

    • Eğitim sistemimizde halen kullanılmakta olan pek çok ders kitabının Türkçe programının temel amaç ve ilkelerine ters düştüğü, ders kitaplarının eksik ve yanlış bilgilerle dolu olduğu, metin seçiminde çocuğa göreliğin göz önünde bulundurulmadığı gibi anlaşılırlıktan yoksun oldukları görülmektedir. Ders kitaplarının içerikleri konu merkezli, dilbilgisi kurallarının da yapısalcı bir yaklaşımla düzenlendiği görülmektedir.

    • Sınıflardaki öğrenci sayılarının fazla olması, anadilinin beceri alanlarında uygulamalı çalışmalara yeterince yer verilememesine neden olmaktadır. Doğal olarak bu durum, öğrencilerin düşünebilme, yaratıcı olabilme ve etkili iletişimci olabilmelerine ket vurmaktadır.

    • Türkçe öğretiminde öğretmen merkezli bir yaklaşımın esas alındığı, eğitim ortamlarından, teknolojiden gereği gibi yararlanılmadığı görülmektedir.

    • Ölçme ve değerlendirmenin yalnızca bilgi yoklanmasıyla sınırlandığı dikkat çekmektedir. Şüphesiz bu sorunlar çoğaltılabilir. Yukarıda belirtilen sorunlar irdelendiğinde, anadili öğretiminin öğretmen yetiştirme, program geliştirme boyutunda eksikler olduğu; ders kitaplarının hazırlanmasında dilbilimcilerin görüş ve araştırmalarından yararlanılmadığı dikkat çekmektedir. Anadili öğretimi, çok yönlü birbiriyle kaynaşık etkinlikleri içeren bir özelliğe sahiptir. Öğrenciler gereksiz bilgi ile donatılacaklarına, Türkçe'nin bilimsel olarak kullanımını ve betimlenmesini öğrenmelidirler. Bu durum "ne", "nasıl" öğretilecek konusunu gündeme getirmektedir. Sorunun bu boyutu, halen uygulamada görev yapan öğretmenlerin çağdaş yöntemlerle hizmetiçi eğitimden geçirilmelerini; yeni yetişmekte olan öğretmen adayları için ise, araştırıcı ve yeni öğretme-öğrenme modellerini kullanmaya açık öğretmenler yetiştirmeyi gündeme getirmektedir. Öğretmen yetiştirme programları ile doğrudan ilişkili olan konu da üniversitelere önemli görev düşmektedir.
    2 Aralık 2009
    #3
soru sor